Zafer Havalimanı: Zafer mi, Zarar mı?
Milletin parasının hesabı sorulmalı, kamu kaynakları şeffaf yönetilmelidir
Türkiye’de yıllardır tartışılan kamu yatırımlarından biri de Zafer Havalimanı.
Havalimanı yapılırken ortaya konulan hedefler, verilen yolcu garantileri ve gerçekleşen yolcu sayıları arasındaki büyük fark, kamuoyunun haklı olarak sorduğu önemli bir soruyu yeniden gündeme getiriyor:
Bu yatırım gerçekten bir zafer mi, yoksa vatandaşın sırtına yüklenen bir zarar mı?
Öncelikle şunu açıkça ifade etmek gerekir: Mesele bir havalimanının yapılmasına karşı çıkmak değildir.
Elbette Türkiye’nin her bölgesinde ulaşım altyapısının gelişmesini, şehirlerin birbirine daha kolay bağlanmasını ve vatandaşlarımızın modern ulaşım imkânlarına kavuşmasını isteriz.
Ancak devlet yatırımlarında başarıyı yalnızca “yaptık” diyerek ölçemeyiz.
Bir yatırımın gerçek başarısı; vatandaşın ihtiyacını karşılaması, doğru planlanması, ekonomik açıdan sürdürülebilir olması ve milletin parasının doğru kullanılmasıyla ölçülür.
Rakamlar açıklanmalı
Zafer Havalimanı konusunda kamuoyunun önüne konulan 1 milyon 377 bin yolcu garantisi ile gerçekleşen yolcu rakamları arasındaki farkın ne olduğu tüm açıklığıyla ortaya konulmalıdır.
Çünkü garanti edilen yolcu sayısına ulaşılamaması halinde, sözleşme hükümlerine bağlı olarak ortaya çıkan maliyetin kamu bütçesine yansıması gündeme gelmektedir.
Peki bu farkın bedeli ne kadardır?
Bugüne kadar kamu bütçesinden ne kadar ödeme yapılmıştır?
Gelecek yıllarda ne kadar daha ödeme yapılacaktır?
Ve en önemlisi:
Bu hesabı kim verecektir?
Devletin parası, milletin parasıdır
Devlet yatırımlarında kullanılan para, hiçbir yöneticinin şahsi parası değildir.
O para;
işçinin alın terinden,
esnafın ödediği vergiden,
çiftçinin kazancından,
emeklinin yıllarca verdiği emeğin karşılığından,
vatandaşın elektrikten akaryakıta, gıdadan iletişime kadar ödediği vergilerden oluşmaktadır.
Yani devletin kasasındaki para, doğrudan milletin ortak kaynağıdır.
Bu nedenle kamu kaynaklarının nasıl kullanıldığını sormak ne siyasi düşmanlıktır ne de devlete karşı çıkmaktır.
Tam tersine, vatandaşlık görevidir.
Bugün emekli geçim sıkıntısı yaşarken, dar gelirli vatandaş temel ihtiyaçlarını karşılamakta zorlanırken, esnaf artan maliyetler altında ayakta kalmaya çalışırken, kamu bütçesinden çıkan her kuruşun hesabını sormak çok daha önemlidir.
Vatandaş devlete karşı görevlerini yerine getiriyorsa, devlet de vatandaşa karşı şeffaf olmak zorundadır.
Mesele havalimanı değil, hesap verebilirliktir
Zafer Havalimanı üzerinden yapılması gereken tartışmayı, “Havalimanı yapılsın mı, yapılmasın mı?” seviyesine indirgemek doğru değildir.
Asıl mesele, kamu yatırımlarının nasıl planlandığıdır.
Bir yatırım yapılırken yolcu tahminleri hangi verilere göre hazırlanmıştır?
Garanti rakamları hangi nüfus, turizm, ekonomik büyüme ve ulaşım projeksiyonlarına dayandırılmıştır?
Gerçekleşen rakamlar garanti rakamlarının altında kaldığında kamu bütçesinden ne kadar ödeme yapılmıştır?
Bugüne kadar vatandaşın cebinden bu proje nedeniyle çıkan toplam miktar nedir?
Sözleşme ne zamana kadar devam etmektedir?
Gelecek yıllarda kamuya yük oluşturması beklenen toplam maliyet ne kadardır?
İşte kamuoyunun bilmek istediği bunlardır.
Bu soruların cevabı siyasi sloganlarla değil; belgelerle, sözleşmelerle ve rakamlarla verilmelidir.
Çünkü şeffaflığın olduğu yerde güven vardır.
Vatandaş sadece faturayı ödeyen taraf olmamalı
Türkiye’de vatandaşın karşısına çıkan tabloya bakalım:
Elektrik faturası gelir, vatandaş öder.
Su faturası gelir, vatandaş öder.
Vergi gelir, vatandaş öder.
Akaryakıta zam gelir, vatandaş öder.
Market fiyatları artar, vatandaş öder.
Peki kamu yatırımlarında yanlış hesap yapıldığında kim ödüyor?
Yolcu tahmini tutmadığında kim ödüyor?
Garanti verilen rakamlara ulaşılamadığında kim ödüyor?
Yine vatandaş.
İşte toplumun asıl itirazı burada başlamaktadır.
Vatandaş yalnızca faturayı ödeyen taraf olmamalıdır.
Faturanın neden çıktığını sorma hakkına da sahip olmalıdır.
Devlet elbette yatırım yapacaktır. Yol da yapacaktır, köprü de, hastane de, havalimanı da...
Ancak yapılan her yatırımın fizibilitesi, maliyeti, ekonomik getirisi ve kamuya oluşturacağı yük ciddi biçimde hesaplanmalıdır.
Kamu-özel iş birliği modeliyle gerçekleştirilen büyük projelerde de sözleşmeler kamu yararı açısından denetlenmeli, garanti mekanizmaları gelecek nesilleri ağır mali yüklerin altında bırakmayacak şekilde oluşturulmalıdır.
Eleştirmek düşmanlık değildir
Türkiye’de artık şu anlayıştan da vazgeçilmelidir:
Bir kamu yatırımını eleştirdiğinizde hemen “yatırım düşmanı” ya da “devlete karşı” ilan edilmemelisiniz.
Devlet başka bir şeydir, hükümet başka bir şeydir.
Hükümetler gelir, gider.
Devlet kalır.
Devlet hepimizin devletidir.
Bu ülkenin yolları, köprüleri, okulları, hastaneleri, havalimanları ve kamu kurumları hepimizin ortak değeridir.
Dolayısıyla bir yatırımın yanlış planlandığını düşünüyorsak bunu söylemekten çekinmemeliyiz.
Bir hesapta hata varsa sorgulamalıyız.
Bir sözleşme kamu zararına yol açıyorsa tartışmalıyız.
Bir garanti vatandaşın sırtında yük oluşturuyorsa bunun hesabını sormalıyız.
Çünkü susmak, kamu zararını ortadan kaldırmaz.
Vatandaşın hakkını araması, parasının hesabını sorması demokrasinin en temel gereğidir.
Son söz
Zafer Havalimanı üzerinden sorulması gereken soru aslında son derece basittir:
Verilen garanti ile gerçekleşen yolcu sayısı arasındaki farkın faturası ne kadardır ve bu faturayı kim ödemektedir?
Bu soruya açık, net, anlaşılır ve belgeli bir cevap verilirse tartışmanın önemli bir bölümü zaten sona erecektir.
Benim meselem herhangi bir siyasi partiye saldırmak değildir.
Yapılan her yatırımı kötülemek de değildir.
Ben yalnızca şunu söylüyorum:
Milletin parasının hesabı millete verilmelidir.
Bir yatırım başarılıysa rakamlar zaten bunu gösterir.
Başarısızsa da hataların üzeri örtülmemeli, yapılan yanlışlardan ders çıkarılmalıdır.
Çünkü kamu malı; yetimin hakkıdır, emeklinin hakkıdır, işçinin hakkıdır, esnafın hakkıdır, çiftçinin hakkıdır, öğrencinin hakkıdır.
En önemlisi de henüz dünyaya gelmemiş gelecek nesillerin hakkıdır.
Devletin kasasından çıkan her kuruşun hesabı sorulmalı, milletin cebinden çıkan her kuruşun nereye gittiği bilinmelidir.
Gerçek kamu yönetimi budur.
Gerçek şeffaflık budur.
Gerçek milletçilik de milletin hakkını ve parasını korumaktır.
Zafer mi, zarar mı?
Bu sorunun cevabını sloganlar değil;
rakamlar ve belgeler vermelidir.
