İsmail ER
Köşe Yazarı
İsmail ER
 

Vakıf mı, Siyasetin Yeni Adresi mi? Şeffaflık Soruları Giderek Büyüyor

Vakıf mı, Siyasetin Yeni Adresi mi? Siyasette bazı sorular vardır; cevabı ne kadar geciktirilirse kamuoyundaki şüpheler de o kadar büyür. Çünkü siyasetin olduğu yerde yalnızca güven beyanı değil, şeffaflık ve hesap verebilirlik de gerekir. İYİ Parti’nin eski Genel Başkanı Meral Akşener’in kendi adını taşıyan bir vakıf kurması, doğal olarak kamuoyunda yeni soruların gündeme gelmesine neden oldu. Elbette herkesin kanunlar çerçevesinde vakıf kurma, sosyal faaliyetlerde bulunma ve toplumsal projeler yürütme hakkı vardır. Ancak söz konusu kişi, uzun yıllar aktif siyasetin içerisinde bulunmuş, bir siyasi partinin genel başkanlığını yapmış önemli bir isimse mesele yalnızca özel bir girişim olarak değerlendirilemez. Kamuoyunun şu soruları sorması son derece doğaldır: Bu vakıf hangi amaçla kuruldu? Gelir kaynakları neler olacak? Kimlerden bağış kabul edilecek? Toplanan kaynaklar hangi alanlarda kullanılacak? Vakfın mali hesapları kimler tarafından ve hangi yöntemlerle denetlenecek? Siyaset ile vakıf faaliyetleri arasındaki sınır nasıl korunacak? Bu soruların sorulması kimseyi peşinen suçlamak anlamına gelmez. Aksine, kamuoyunun karşısına çıkmış ve ülke yönetiminde söz sahibi olmuş kişilere yöneltilen meşru şeffaflık talepleridir. Geçmişte bazı siyasi partilerin yönetimi, mali kaynakları ve harcamaları konusunda çeşitli tartışmalar yaşanmışken, siyasetten ayrılan isimlerin vakıf, dernek veya benzeri yapılar üzerinden yeniden kamuoyunun karşısına çıkması ister istemez daha dikkatli bir denetim ihtiyacını gündeme getiriyor. Burada önemli olan söylentiler değil, belgeler ve açık hesaplardır. Eğer ortada hiçbir sorun yoksa bundan kimse rahatsız olmamalıdır. Vakfın gelirleri, giderleri, faaliyet alanları, yönetim yapısı ve denetim raporları kamuoyuyla düzenli biçimde paylaşılmalıdır. Bağışların hangi usullerle kabul edildiği açıklanmalıdır. Toplanan paraların hangi projelere harcandığı gösterilmelidir. Denetim mekanizmasının ne kadar bağımsız olduğu ortaya konulmalıdır. Çünkü siyasetçinin parası da, partinin parası da, vakfın parası da şeffaf olmak zorundadır. Özellikle kamuoyu önünde bulunan insanların yönettiği yapılarda “Bana güvenin, hesabı sormayın” anlayışının artık bir karşılığı yoktur. Millet yalnızca güvenmek değil, görmek istiyor. Güven, şeffaflıkla desteklenmediği sürece yalnızca söylenmiş bir sözden ibaret kalır. Gerçek güven; açık hesaplarla, bağımsız denetimlerle ve kamuoyuna verilen düzenli bilgilerle oluşur. Asıl sorulması gereken şudur: Siyasi hayatta yaşanan tartışmaların ardından kurulan vakıflar, siyasetten tamamen bağımsız, toplumsal faydayı esas alan şeffaf yapılar mı olacak? Yoksa aktif siyasetin sona ermesinden sonra siyasi etkinin başka bir kanal üzerinden devam ettiği yeni adreslere mi dönüşecek? Bu sorunun cevabını siyasetçilerin açıklamaları değil; vakfın faaliyetleri, mali tabloları ve bağımsız denetim sonuçları verecektir. Kimsenin parasına göz diken yoktur. Kimsenin yasal hakkına da karşı çıkılmıyor. Ancak milletin, kamuoyunda tanınan kişilerin kurduğu ve bağış toplaması muhtemel yapıları sorgulamaktan çekinmeye de niyeti yoktur. Siyasette makam geçicidir. Koltuk geçicidir. Partiler ve siyasi görevler de geçicidir. Geriye kalan ise itibar, güven ve hesap verebilirliktir. Bu nedenle çağrı açıktır: Vakıf kurulduysa hesapları da açık olmalıdır. Para toplandıysa kaynağı bilinmelidir. Harcama yapıldıysa nereye harcandığı görülmelidir. Denetim gerçekleştirildiyse sonuçları kamuoyuyla paylaşılmalıdır. Çünkü bu ülkenin insanları kapalı kapılar ardında yürütülen işlerden, cevapsız bırakılan sorulardan ve yalnızca güven talep eden siyaset anlayışından yoruldu. Milletin karşısına çıkan herkes, milletin sorularına da cevap vermelidir. Hepsi bu kadar.
Ekleme Tarihi: 03 Ağustos 2026 -Pazartesi
İsmail ER

Vakıf mı, Siyasetin Yeni Adresi mi? Şeffaflık Soruları Giderek Büyüyor

Vakıf mı, Siyasetin Yeni Adresi mi? Siyasette bazı sorular vardır; cevabı ne kadar geciktirilirse kamuoyundaki şüpheler de o kadar büyür. Çünkü siyasetin olduğu yerde yalnızca güven beyanı değil, şeffaflık ve hesap verebilirlik de gerekir. İYİ Parti’nin eski Genel Başkanı Meral Akşener’in kendi adını taşıyan bir vakıf kurması, doğal olarak kamuoyunda yeni soruların gündeme gelmesine neden oldu. Elbette herkesin kanunlar çerçevesinde vakıf kurma, sosyal faaliyetlerde bulunma ve toplumsal projeler yürütme hakkı vardır. Ancak söz konusu kişi, uzun yıllar aktif siyasetin içerisinde bulunmuş, bir siyasi partinin genel başkanlığını yapmış önemli bir isimse mesele yalnızca özel bir girişim olarak değerlendirilemez. Kamuoyunun şu soruları sorması son derece doğaldır: Bu vakıf hangi amaçla kuruldu? Gelir kaynakları neler olacak? Kimlerden bağış kabul edilecek? Toplanan kaynaklar hangi alanlarda kullanılacak? Vakfın mali hesapları kimler tarafından ve hangi yöntemlerle denetlenecek? Siyaset ile vakıf faaliyetleri arasındaki sınır nasıl korunacak? Bu soruların sorulması kimseyi peşinen suçlamak anlamına gelmez. Aksine, kamuoyunun karşısına çıkmış ve ülke yönetiminde söz sahibi olmuş kişilere yöneltilen meşru şeffaflık talepleridir. Geçmişte bazı siyasi partilerin yönetimi, mali kaynakları ve harcamaları konusunda çeşitli tartışmalar yaşanmışken, siyasetten ayrılan isimlerin vakıf, dernek veya benzeri yapılar üzerinden yeniden kamuoyunun karşısına çıkması ister istemez daha dikkatli bir denetim ihtiyacını gündeme getiriyor. Burada önemli olan söylentiler değil, belgeler ve açık hesaplardır. Eğer ortada hiçbir sorun yoksa bundan kimse rahatsız olmamalıdır. Vakfın gelirleri, giderleri, faaliyet alanları, yönetim yapısı ve denetim raporları kamuoyuyla düzenli biçimde paylaşılmalıdır. Bağışların hangi usullerle kabul edildiği açıklanmalıdır. Toplanan paraların hangi projelere harcandığı gösterilmelidir. Denetim mekanizmasının ne kadar bağımsız olduğu ortaya konulmalıdır. Çünkü siyasetçinin parası da, partinin parası da, vakfın parası da şeffaf olmak zorundadır. Özellikle kamuoyu önünde bulunan insanların yönettiği yapılarda “Bana güvenin, hesabı sormayın” anlayışının artık bir karşılığı yoktur. Millet yalnızca güvenmek değil, görmek istiyor. Güven, şeffaflıkla desteklenmediği sürece yalnızca söylenmiş bir sözden ibaret kalır. Gerçek güven; açık hesaplarla, bağımsız denetimlerle ve kamuoyuna verilen düzenli bilgilerle oluşur. Asıl sorulması gereken şudur: Siyasi hayatta yaşanan tartışmaların ardından kurulan vakıflar, siyasetten tamamen bağımsız, toplumsal faydayı esas alan şeffaf yapılar mı olacak? Yoksa aktif siyasetin sona ermesinden sonra siyasi etkinin başka bir kanal üzerinden devam ettiği yeni adreslere mi dönüşecek? Bu sorunun cevabını siyasetçilerin açıklamaları değil; vakfın faaliyetleri, mali tabloları ve bağımsız denetim sonuçları verecektir. Kimsenin parasına göz diken yoktur. Kimsenin yasal hakkına da karşı çıkılmıyor. Ancak milletin, kamuoyunda tanınan kişilerin kurduğu ve bağış toplaması muhtemel yapıları sorgulamaktan çekinmeye de niyeti yoktur. Siyasette makam geçicidir. Koltuk geçicidir. Partiler ve siyasi görevler de geçicidir. Geriye kalan ise itibar, güven ve hesap verebilirliktir. Bu nedenle çağrı açıktır: Vakıf kurulduysa hesapları da açık olmalıdır. Para toplandıysa kaynağı bilinmelidir. Harcama yapıldıysa nereye harcandığı görülmelidir. Denetim gerçekleştirildiyse sonuçları kamuoyuyla paylaşılmalıdır. Çünkü bu ülkenin insanları kapalı kapılar ardında yürütülen işlerden, cevapsız bırakılan sorulardan ve yalnızca güven talep eden siyaset anlayışından yoruldu. Milletin karşısına çıkan herkes, milletin sorularına da cevap vermelidir. Hepsi bu kadar.
Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ortachaber.com.tr sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.