Anasayfa
Yazarlar
İsmail ER
Yazı Detayı
Bu yazı 53 kez okundu.
Siyasette Tabela Çok, Nitelikli Kadro Az: Sorun Nerede?
Siyasette Nicelik Değil, Nitelik Önemlidir
Türkiye’de son yıllarda art arda kurulan siyasi partiler, çoğu zaman demokrasinin zenginliği olarak değerlendiriliyor. Elbette siyasi parti kurmak, örgütlenmek ve ülke yönetimine talip olmak demokratik bir haktır. Ancak demokrasinin gücü yalnızca parti sayısıyla ölçülemez. Asıl mesele, kurulan partilerin milletin karşısına hangi kadrolarla, hangi projelerle ve nasıl bir gelecek tasavvuruyla çıktığıdır.
Ahmet Davutoğlu’nun Gelecek Partisi’nin siyasi faaliyetlerini sonlandırma ve parti siyasetinden çekilme kararı bu açıdan önemlidir. Bana göre bu karar, siyasetin gerçekleriyle yüzleşme bakımından yerinde ve olgun bir adımdır. Çünkü siyaset yalnızca bir genel merkez binası kiralamak, parti tabelası asmak ve seçim dönemlerinde birkaç açıklama yapmak değildir. Siyaset, milletin gönlünde ve sandıkta karşılık bulabilme meselesidir.
Bir siyasi yapı yıllar boyunca toplumda beklediği karşılığı bulamıyor, teşkilatlarını güçlendiremiyor ve seçmene güven veren bir alternatif hâline gelemiyorsa ortaya çıkan tabloyu doğru değerlendirmelidir. Milletin verdiği mesajı görmezden gelerek yalnızca siyasi varlığı sürdürmeye çalışmak ne demokrasiye ne de ülkenin geleceğine ciddi bir katkı sağlar.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının Temmuz 2026 başında güncellediği kayıtlarda Türkiye’de 189 siyasi partinin faaliyet gösterdiği açıklandı. Buna karşılık Yüksek Seçim Kurulunun Mart 2026 tarihli değerlendirmesinde seçime katılma yeterliliğine sahip parti sayısı 41 olarak belirlendi. Yani kurulan partilerin önemli bir bölümü, seçimlere katılabilmek için gereken teşkilatlanma şartlarını dahi tamamlayabilmiş değildir.
2023 Milletvekili Genel Seçimi de tabloyu açık biçimde ortaya koymuştur. Seçimde 24 siyasi parti yarışmış ancak yalnızca yedi parti kendi adıyla milletvekili çıkarabilmiştir. YSK’nin kesin sonuçlarına göre çok sayıda parti yüzde 1’in altında kalmış; bazı partilerin aldığı oy oranı yüzde 0,1 seviyesine dahi ulaşamamıştır.
Bu sonuçlar, Türkiye’nin çok sayıda tabela partisine değil; güçlü kadrolara, uygulanabilir projelere, ülke gerçeklerini bilen yöneticilere ve milletin güvenini kazanmış siyasi yapılara ihtiyacı olduğunu göstermektedir.
Elbette bir siyasi partinin değeri yalnızca aldığı oy oranıyla ölçülemez. Büyük fikirler bazen küçük hareketlerle başlayabilir. Bugün güçlü olan birçok siyasi oluşum da ilk kurulduğunda sınırlı bir desteğe sahipti. Ancak bir partinin büyüme iradesi, toplumsal karşılığı, teşkilat disiplini ve ülkeye sunabileceği somut bir projesi bulunmalıdır.
Yıllarca aynı söylemleri tekrar eden, seçimden seçime hatırlanan, toplumun sorunlarına çözüm üretemeyen ve yalnızca genel başkanının adıyla ayakta kalmaya çalışan yapıların demokrasiye katkısından söz etmek zordur. Böyle yapılar zaman içerisinde siyasi çeşitliliği artırmak yerine seçmenin güvenini azaltmakta, muhalefeti parçalamakta ve siyaseti daha da etkisiz hâle getirmektedir.
Benim kanaatime göre Türkiye için farklı düşünceleri temsil eden yaklaşık on güçlü siyasi parti fazlasıyla yeterlidir. Önemli olan sağda, solda, merkezde, milliyetçi, muhafazakâr, sosyal demokrat veya farklı dünya görüşlerinde kaç tabela bulunduğu değil; bu yapıların ne kadar güçlü, tutarlı ve çözüm odaklı olduğudur.
Burada savunulması gereken, küçük partilerin hukuk yoluyla kapatılması veya siyasi düşüncelerin sınırlandırılması değildir. Demokratik rekabet mutlaka korunmalıdır. Ancak toplumda karşılık bulamayan siyasi yapıların birleşmeyi, ortak hareket etmeyi veya gerektiğinde faaliyetlerini sonlandırmayı değerlendirmesi de siyasi sorumluluğun bir gereğidir.
Her genel başkanın kendi partisinin başında bulunmak istemesi, muhalefetin sürekli bölünmesine neden olmaktadır. Benzer fikirleri savunan partiler yan yana gelmek yerine birbirleriyle yarışmakta, aynı seçmen kitlesine seslenmekte ve sonuçta hiçbirisi beklediği güce ulaşamamaktadır. Bu parçalanmış yapıdan kazançlı çıkan ise çoğu zaman mevcut iktidar olmaktadır.
Siyaset, kişisel makamları koruma veya bir unvanı sürdürme alanı değildir. Siyaset, milletin umudunu büyütme, sorunlara çözüm üretme ve ülkeye yön verme sanatıdır. Gerçekçi olmayan hedeflerle yıllarca aynı sonuçları almak yerine, milletin verdiği mesajı okuyabilmek de siyasi olgunluğun göstergesidir.
Ahmet Davutoğlu’nun aldığı karar bu yönüyle yalnızca bir partinin kapanması olarak görülmemelidir. Bu karar, toplumda karşılık bulamayan diğer siyasi yapılara da bir muhasebe çağrısıdır.
Unutulmamalıdır ki demokrasinin gücü, siyasi parti tabelalarının çokluğunda değil; milletin iradesini güçlü biçimde temsil edebilen, güven veren, çözüm üreten ve ülkeye katkı sağlayan siyasi anlayışların varlığındadır.
Siyasette önemli olan kaç partinin kurulduğu değil, kaçının milletin gönlünde yer edinebildiğidir.
Ekleme
Tarihi: 01 Ağustos 2026 -Cumartesi
Siyasette Tabela Çok, Nitelikli Kadro Az: Sorun Nerede?
Siyasette Nicelik Değil, Nitelik Önemlidir
Türkiye’de son yıllarda art arda kurulan siyasi partiler, çoğu zaman demokrasinin zenginliği olarak değerlendiriliyor. Elbette siyasi parti kurmak, örgütlenmek ve ülke yönetimine talip olmak demokratik bir haktır. Ancak demokrasinin gücü yalnızca parti sayısıyla ölçülemez. Asıl mesele, kurulan partilerin milletin karşısına hangi kadrolarla, hangi projelerle ve nasıl bir gelecek tasavvuruyla çıktığıdır.
Ahmet Davutoğlu’nun Gelecek Partisi’nin siyasi faaliyetlerini sonlandırma ve parti siyasetinden çekilme kararı bu açıdan önemlidir. Bana göre bu karar, siyasetin gerçekleriyle yüzleşme bakımından yerinde ve olgun bir adımdır. Çünkü siyaset yalnızca bir genel merkez binası kiralamak, parti tabelası asmak ve seçim dönemlerinde birkaç açıklama yapmak değildir. Siyaset, milletin gönlünde ve sandıkta karşılık bulabilme meselesidir.
Bir siyasi yapı yıllar boyunca toplumda beklediği karşılığı bulamıyor, teşkilatlarını güçlendiremiyor ve seçmene güven veren bir alternatif hâline gelemiyorsa ortaya çıkan tabloyu doğru değerlendirmelidir. Milletin verdiği mesajı görmezden gelerek yalnızca siyasi varlığı sürdürmeye çalışmak ne demokrasiye ne de ülkenin geleceğine ciddi bir katkı sağlar.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının Temmuz 2026 başında güncellediği kayıtlarda Türkiye’de 189 siyasi partinin faaliyet gösterdiği açıklandı. Buna karşılık Yüksek Seçim Kurulunun Mart 2026 tarihli değerlendirmesinde seçime katılma yeterliliğine sahip parti sayısı 41 olarak belirlendi. Yani kurulan partilerin önemli bir bölümü, seçimlere katılabilmek için gereken teşkilatlanma şartlarını dahi tamamlayabilmiş değildir.
2023 Milletvekili Genel Seçimi de tabloyu açık biçimde ortaya koymuştur. Seçimde 24 siyasi parti yarışmış ancak yalnızca yedi parti kendi adıyla milletvekili çıkarabilmiştir. YSK’nin kesin sonuçlarına göre çok sayıda parti yüzde 1’in altında kalmış; bazı partilerin aldığı oy oranı yüzde 0,1 seviyesine dahi ulaşamamıştır.
Bu sonuçlar, Türkiye’nin çok sayıda tabela partisine değil; güçlü kadrolara, uygulanabilir projelere, ülke gerçeklerini bilen yöneticilere ve milletin güvenini kazanmış siyasi yapılara ihtiyacı olduğunu göstermektedir.
Elbette bir siyasi partinin değeri yalnızca aldığı oy oranıyla ölçülemez. Büyük fikirler bazen küçük hareketlerle başlayabilir. Bugün güçlü olan birçok siyasi oluşum da ilk kurulduğunda sınırlı bir desteğe sahipti. Ancak bir partinin büyüme iradesi, toplumsal karşılığı, teşkilat disiplini ve ülkeye sunabileceği somut bir projesi bulunmalıdır.
Yıllarca aynı söylemleri tekrar eden, seçimden seçime hatırlanan, toplumun sorunlarına çözüm üretemeyen ve yalnızca genel başkanının adıyla ayakta kalmaya çalışan yapıların demokrasiye katkısından söz etmek zordur. Böyle yapılar zaman içerisinde siyasi çeşitliliği artırmak yerine seçmenin güvenini azaltmakta, muhalefeti parçalamakta ve siyaseti daha da etkisiz hâle getirmektedir.
Benim kanaatime göre Türkiye için farklı düşünceleri temsil eden yaklaşık on güçlü siyasi parti fazlasıyla yeterlidir. Önemli olan sağda, solda, merkezde, milliyetçi, muhafazakâr, sosyal demokrat veya farklı dünya görüşlerinde kaç tabela bulunduğu değil; bu yapıların ne kadar güçlü, tutarlı ve çözüm odaklı olduğudur.
Burada savunulması gereken, küçük partilerin hukuk yoluyla kapatılması veya siyasi düşüncelerin sınırlandırılması değildir. Demokratik rekabet mutlaka korunmalıdır. Ancak toplumda karşılık bulamayan siyasi yapıların birleşmeyi, ortak hareket etmeyi veya gerektiğinde faaliyetlerini sonlandırmayı değerlendirmesi de siyasi sorumluluğun bir gereğidir.
Her genel başkanın kendi partisinin başında bulunmak istemesi, muhalefetin sürekli bölünmesine neden olmaktadır. Benzer fikirleri savunan partiler yan yana gelmek yerine birbirleriyle yarışmakta, aynı seçmen kitlesine seslenmekte ve sonuçta hiçbirisi beklediği güce ulaşamamaktadır. Bu parçalanmış yapıdan kazançlı çıkan ise çoğu zaman mevcut iktidar olmaktadır.
Siyaset, kişisel makamları koruma veya bir unvanı sürdürme alanı değildir. Siyaset, milletin umudunu büyütme, sorunlara çözüm üretme ve ülkeye yön verme sanatıdır. Gerçekçi olmayan hedeflerle yıllarca aynı sonuçları almak yerine, milletin verdiği mesajı okuyabilmek de siyasi olgunluğun göstergesidir.
Ahmet Davutoğlu’nun aldığı karar bu yönüyle yalnızca bir partinin kapanması olarak görülmemelidir. Bu karar, toplumda karşılık bulamayan diğer siyasi yapılara da bir muhasebe çağrısıdır.
Unutulmamalıdır ki demokrasinin gücü, siyasi parti tabelalarının çokluğunda değil; milletin iradesini güçlü biçimde temsil edebilen, güven veren, çözüm üreten ve ülkeye katkı sağlayan siyasi anlayışların varlığındadır.
Siyasette önemli olan kaç partinin kurulduğu değil, kaçının milletin gönlünde yer edinebildiğidir.
Yazıya ifade bırak !
Bu yazıya hiç ifade kullanılmamış ilk ifadeyi siz kullanın.
Okuyucu Yorumları
(0)
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.
