Antalya’da Kahveci Rüzgârı: Geleceğin Partisi Neden UKAB?
Türk siyaseti uzun süredir aynı isimleri, aynı tartışmaları, aynı vaatleri ve çoğu zaman aynı hayal kırıklıklarını konuşuyor.
Partiler değişiyor, sloganlar değişiyor, ittifakların adı değişiyor ancak vatandaşın hayatındaki temel sorunlar değişmiyor.
Emekli geçinemiyor.
İşçi ay sonunu getiremiyor.
Esnaf borçla ayakta durmaya çalışıyor.
Çiftçi üretirken zarar ediyor.
Gençler gelecek kaygısı taşıyor.
Sanayici maliyetlerle mücadele ediyor.
Vatandaş ise artık siyasetçilerin birbirleriyle kavgasını değil, kendi sorunlarının çözümünü görmek istiyor.
İşte böylesine kritik bir dönemde Ulusal Kurtuluş ve Ant Birliği Partisi Genel Başkanı Sayın Hüseyin Hakkı Kahveci’nin Antalya’dan verdiği mesajlar dikkat çekiyor.
Antalya’daki buluşmada ortaya çıkan tablo yalnızca bir parti toplantısı değildi. Türkiye’nin farklı noktalarından gelen insanların aynı hedef, aynı ülkü ve aynı gelecek düşüncesi etrafında bir araya gelmesi, yeni bir siyasi hareketin teşkilatlanma iradesini göstermesi açısından önemliydi.
Kahveci’nin konuşmalarının merkezinde ise değişmeyen bazı temel değerler vardı:
Mustafa Kemal Atatürk.
Cumhuriyet.
Milli birlik.
Tam bağımsızlık.
Ekonomik güç.
Ve Türk milletinin geleceği.
Bugün Türkiye’de siyaset yapan herkes Atatürk’ten söz edebilir.
Herkes Cumhuriyet diyebilir.
Herkes milliyetçilikten, kalkınmadan ve refahtan bahsedebilir.
Ancak önemli olan bunları yalnızca seçim meydanlarında hatırlamak değil, devlet yönetiminin temel ilkeleri haline getirebilmektir.
Hüseyin Hakkı Kahveci’nin ortaya koyduğu siyasi çizgide dikkat çeken nokta da budur.
Atatürk’ün gösterdiği çağdaş ve bağımsız Türkiye hedefinin yeniden güçlü biçimde savunulması gerektiğini ifade eden Kahveci, ekonomik bağımsızlığın da siyasi bağımsızlık kadar önemli olduğunun altını çiziyor.
Çünkü üretmeyen bir ülkenin bağımsızlığından söz etmek kolay değildir.
Tarımını dışarıya bağımlı hale getiren, sanayisini yüksek maliyetlere teslim eden, gençlerini umutsuzluğa sürükleyen bir ekonomik yapı sürdürülebilir değildir.
Türkiye yeniden üretmek zorundadır.
Fabrikaları çalışmalı.
Tarlaları ekilmeli.
Esnafı kazanmalı.
İşçisi emeğinin karşılığını almalı.
Emeklisi insanca yaşayabilmeli.
Gençleri kendi ülkesinde gelecek kurabilmelidir.
Ulusal Kurtuluş ve Ant Birliği Partisi’ni önümüzdeki süreçte diğer siyasi yapılardan ayıracak temel mesele de burada ortaya çıkacaktır.
UKAB yalnızca mevcut siyasete itiraz eden bir parti mi olacak, yoksa Türkiye’ye yeni bir devlet ve toplum vizyonu sunan güçlü bir siyasi hareket haline mi gelecek?
Bana göre cevap ikinci seçenekte aranmalıdır.
Çünkü Türkiye’nin artık tabela partilerine ihtiyacı yoktur.
Türkiye’nin, “Biz de varız” demek için kurulmuş siyasi yapılara da ihtiyacı yoktur.
Türkiye’nin cesur, hazırlıklı, liyakatli ve devlet aklıyla hareket edebilecek kadrolara ihtiyacı vardır.
İşte UKAB’ın gerçek sınavı burada başlayacaktır.
Eğer Hüseyin Hakkı Kahveci liderliğinde ortaya konulan milli birlik, Atatürkçü devlet anlayışı, ekonomik bağımsızlık ve güçlü Türkiye hedefi somut projelerle desteklenirse; UKAB Türk siyasetinde ciddi bir alternatif haline gelebilir.
Hatta bugünün küçük görülen siyasi hareketi, yarının büyük siyasi gücü olabilir.
Çünkü siyasetin tarihi bunun örnekleriyle doludur.
Milletin gönlüne giremeyen büyük partiler küçülürken, milletin gerçek sorunlarını doğru okuyan küçük hareketler büyümüştür.
Burada belirleyici olan parti binalarının büyüklüğü değil, milletle kurulan bağdır.
Antalya’daki buluşmanın bence en dikkat çekici taraflarından biri de buydu.
Farklı illerden gelen teşkilat mensuplarının aynı çatı altında buluşması, bir siyasi hareket açısından önemli bir motivasyondur.
Ancak bu birlik yalnızca salonlarda kalmamalıdır.
Sokağa taşınmalıdır.
Köylere gidilmelidir.
Esnafın kapısı çalınmalıdır.
Fabrikalarda işçinin derdi dinlenmelidir.
Üniversitelerde gençlerle konuşulmalıdır.
Emeklinin sofrasına oturulmalıdır.
Çünkü siyasetin gerçek merkezi Ankara’daki koridorlar değil, milletin yaşadığı sokaklardır.
Hüseyin Hakkı Kahveci’nin Antalya’dan verdiği mesajların Türkiye genelinde karşılık bulması isteniyorsa UKAB’ın yapması gereken bellidir:
Millete gitmek.
Milleti dinlemek.
Millete güven vermek.
Ve milletin önüne uygulanabilir projeler koymak.
Bugün birçok vatandaş mevcut siyasi partiler arasında kendisini temsil edecek yeni bir adres arıyor.
Kimisi umudunu kaybetmiş durumda.
Kimisi sandığa gitmek istemiyor.
Kimisi yıllardır desteklediği partiden kopmuş ancak nereye yöneleceğini bilmiyor.
Tam da bu noktada UKAB’ın önünde önemli bir siyasi alan bulunuyor.
Ancak bu alan sloganlarla kazanılmaz.
Güvenle kazanılır.
Teşkilatlanmayla kazanılır.
Liyakatli kadrolarla kazanılır.
Ve en önemlisi milletin derdine dokunarak kazanılır.
Ben Antalya’daki tabloyu bu nedenle yalnızca bir açılış ya da teşkilat toplantısı olarak görmüyorum.
Orada verilen mesaj, Türkiye’nin önümüzdeki yıllarında yeni bir siyasi arayışın işareti olabilir.
Hüseyin Hakkı Kahveci’nin önünde kolay bir yol yok.
Ancak büyük siyasi hareketler zaten kolay yollarda ortaya çıkmaz.
Önemli olan doğru bildiği yoldan vazgeçmemek, Cumhuriyet’in kurucu değerlerinden taviz vermemek ve milletin karşısına başı dik çıkabilecek bir siyaset anlayışı ortaya koymaktır.
Bugün sorulması gereken soru şudur:
Geleceğin partisi neden Ulusal Kurtuluş ve Ant Birliği Partisi olmasın?
Eğer UKAB, ortaya koyduğu söylemleri gerçekçi ekonomik ve sosyal projelerle destekler, teşkilatlarını güçlendirir ve milletle doğrudan temasını artırırsa bu soru önümüzdeki dönemde Türk siyasetinin en çok konuşulan sorularından biri olabilir.
Antalya’da bir rüzgâr esti.
Bu rüzgârın Anadolu’ya yayılıp yayılmayacağını zaman gösterecek.
Ama görünen o ki Hüseyin Hakkı Kahveci ve Ulusal Kurtuluş ve Ant Birliği Partisi, Türkiye siyasetinde “Biz de varız” demenin ötesine geçerek “Türkiye’nin geleceğinde söz sahibi olmaya geliyoruz” mesajını vermeye hazırlanıyor.
Ve belki de Türkiye’nin uzun zamandır beklediği değişim, bugünün büyük görünen yapılarından değil; milletin içinden yükselen yeni bir siyasi iradeden gelecektir.
Geleceğin partisini tabelalar değil, millet belirler.
UKAB’ın önündeki en büyük görev de milletin güvenini kazanmak ve o güvene layık olmaktır.
