468 Oy Devletin Tapusu Değildir!
Meclis’te 468 el kalkmış olabilir.
Ama hiç kimse unutmasın:
468 milletvekilinin oyu, Türk milletinin tarihinden, devletinden ve egemenlik hakkından daha büyük değildir.
Bugün mesele sıradan bir kanun maddesi değildir. Mesele, Türkiye Cumhuriyeti’nin geleceğinin hangi çizgide şekillendirileceğidir.
Siyasi partiler gelir, gider.
Genel başkanlar değişir.
İttifaklar bugün kurulur, yarın dağılır.
Ama devlet, günübirlik siyasi hesapların üzerinde olmak zorundadır.
Türkiye Cumhuriyeti’nin temel nitelikleri, üniter devlet yapısı, milli egemenlik anlayışı ve Türk milletinin ortak geleceği herhangi bir siyasi pazarlığın konusu haline getirilemez.
Adına ister “barış” deyin, ister “demokratikleşme”, ister “yeni dönem”...
Kelimenin ambalajı önemli değildir.
Önemli olan, o ambalajın içinden ne çıktığıdır.
Ben barışa karşı değilim.
Aksine, bu ülkede artık hiçbir annenin evladının ardından ağlamamasını isterim.
Fakat barış deniliyorsa bunun yolu devleti tartışmaya açmak değildir.
Demokrasi deniliyorsa bunun yolu milletin ortak değerlerini aşındırmak değildir.
Özgürlük deniliyorsa bunun bedeli Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş iradesi olamaz.
Çünkü bazı değerlerin pazarlığı olmaz.
Vatanın pazarlığı olmaz.
Bayrağın pazarlığı olmaz.
Devletin üniter yapısının pazarlığı olmaz.
Milli egemenliğin pazarlığı olmaz.
Meclis’te bugün el kaldıran herkes şunu bilmelidir:
O koltuklar kimsenin şahsi mülkü değildir.
Milletvekilliği bir ayrıcalık değil, Türk milletinden alınmış geçici bir emanettir.
Millet adına kullanılan oyun hesabı da günü geldiğinde yine millete verilir.
Parti genel merkezleri talimat verebilir.
İttifak hesapları yapılabilir.
Siyasi kariyer planları kurulabilir.
Fakat hiçbir parti disiplini, milletvekilinin Türkiye Cumhuriyeti’ne karşı taşıdığı tarihî sorumluluktan daha üstün değildir.
Bugün “468 oy çıktı, mesele kapanmıştır” diye düşünenler büyük bir yanılgı içerisindedir.
Hayır.
Asıl mesele şimdi başlamaktadır.
Çünkü kanunlar yalnızca Resmî Gazete’de yayımlandıkları günle değerlendirilmez. Ortaya çıkardıkları sonuçlarla değerlendirilir.
Bugün verilen oyun anlamını yarın yaşanacak gelişmeler gösterecektir.
Ve millet bakacaktır:
Kim hangi tarafta durmuş?
Kim ne söylemiş?
Kim susmuş?
Kim dün başka konuşup bugün başka davranmış?
Kim devletin geleceğini parti siyasetinin üzerinde tutmuş?
Bunların hepsi siyasi tarihin kayıtlarına geçecektir.
Türk milletinin hafızasını küçümseyenler geçmişte bunun bedelini defalarca ödedi.
Bu nedenle açık konuşuyorum:
Türkiye Cumhuriyeti bir deneme tahtası değildir.
Devletin yapısı siyasi mühendislik alanı değildir.
Milletin birlik duygusu, kapalı kapılar ardında hazırlanacak formüllerin malzemesi değildir.
Cumhuriyet, birilerinin istediği zaman söküp yeniden şekillendirebileceği bir yapı hiç değildir.
Bu devlet masa başında kurulmadı.
Çanakkale’nin toprağında kan vardı.
Sakarya’da kan vardı.
Dumlupınar’da kan vardı.
Anadolu’nun her karışında bağımsızlık uğruna canını veren insanların emaneti vardı.
Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş belgesinin altında siyasi pazarlıkların değil, bir milletin bağımsızlık iradesinin imzası vardır.
O nedenle Cumhuriyetin temel değerlerinden söz ederken herkes kelimelerini de attığı adımları da dikkatle seçmelidir.
Çünkü burası herhangi bir devlet değildir.
Burası işgal görmüş, parçalanmak istenmiş, ardından küllerinden yeniden doğmuş bir milletin devletidir.
Ve Türk milleti kendi devletinin geleceği konusunda seyirci değildir.
Benim tavrım nettir:
Türkiye Cumhuriyeti’nin yanındayım.
Türk milletinin yanındayım.
Milli egemenliğin yanındayım.
Üniter devletin yanındayım.
Bayrağın yanındayım.
Cumhuriyetin yanındayım.
Bu nedenle ister 468 oy olsun ister daha fazlası...
Hiçbir Meclis çoğunluğu, kendisini milletin üzerinde göremez.
Çünkü milletvekilleri devleti millete bağışlamadı.
Tam tersine millet, onları kendi adına görev yapmak üzere Meclis’e gönderdi.
Bu farkı unutan herkes büyük hata yapar.
Türkiye birkaç siyasi partiden büyüktür.
Türkiye seçim hesaplarından büyüktür.
Türkiye ittifaklardan büyüktür.
Türkiye siyasi liderlerin kariyerlerinden de büyüktür.
Ve günün sonunda değişmeyecek tek gerçek şudur:
Bu ülkenin tapusu hiçbir partinin kasasında değildir.
Hiçbir liderin cebinde değildir.
Hiçbir siyasi grubun masasının üzerinde değildir.
Bu ülkenin tapusu Türk milletinin vicdanındadır.
O tapuya uzanacak siyasi hesap kimden gelirse gelsin karşısında milletin tarihini bulur.
Çünkü iktidarlar geçicidir.
Partiler geçicidir.
Makamlar geçicidir.
Ama vatan kalıcıdır.
Millet kalıcıdır.
Cumhuriyet kalıcıdır.
Ve Türkiye Cumhuriyeti, siyasi hesapların değil Türk milletinin iradesiyle yaşamaya devam edecektir.
