Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar’ın son açıklamaları, milyonlarca vatandaşın zihninde aynı soruyu yeniden gündeme taşıdı: “Yine zam mı geliyor?”
Elektrik ve doğalgaz fiyatlarında önümüzdeki ay artış ihtimalinin yüksek olduğuna dair verilen mesajlar, zaten geçim mücadelesi veren toplum için ciddi bir endişe kaynağı. Üstelik Nisan ayında yeniden bir değerlendirme yapılacağının ifade edilmesi, bu sürecin tek seferlik olmayabileceğini de gösteriyor. Yani mesele yalnızca bir zam değil; asıl mesele, belirsizliğin kendisi.
Bugün Türkiye’de enerji artık sadece bir ihtiyaç değil, doğrudan bir geçim meselesi haline gelmiş durumda. Kış aylarında doğalgaz faturasıyla mücadele eden dar gelirli vatandaş, yaz aylarında da elektrik faturasıyla sınanıyor. Evinde ışığı yakarken, kombiyi çalıştırırken iki kez düşünen bir toplum haline gelmiş bulunuyoruz.
Elbette enerji maliyetleri küresel piyasalardan bağımsız değil. Dünya genelindeki dalgalanmalar, döviz kuru ve ithalat maliyetleri fiyatlara doğrudan etki ediyor. Ancak vatandaşın sorduğu soru son derece açık: “Bu yükü hep biz mi taşıyacağız?”
Bir tarafta ekonomik gerçekler, diğer tarafta hayatın sert yüzü var. Asgari ücretle geçinmeye çalışan bir aile için gelen her zam; sadece bir fatura artışı değil, sofradaki ekmeğin küçülmesi, ertelenen ihtiyaçlar ve artan kaygı demek.
Devletin görevi yalnızca mali dengeleri korumak değildir; aynı zamanda vatandaşını korumaktır. Enerji gibi temel bir alanda yapılacak her düzenleme, sosyal denge gözetilerek hayata geçirilmelidir. Aksi halde bu faturalar sadece cebimizi değil, toplumsal huzuru da yakar.
Bugün yapılması gereken, zam açıklamalarından önce güven veren bir yol haritası sunmaktır. Vatandaş neyle karşılaşacağını bilmeli, önünü görebilmelidir. Çünkü belirsizlik, çoğu zaman zammın kendisinden daha ağırdır.
Son söz:
Enerji hayatın vazgeçilmezidir, ama adalet de öyle… Eğer bir yük paylaşılacaksa, bu yük herkese adil dağıtılmalıdır. Aksi halde karanlık sadece ampullerin sönmesiyle değil, umutların tükenmesiyle başlar.
