“Destan, sümüklü bir imama karşı yazılmaz! Destan; Çanakkale’deki gibi yedi düveli dize getirerek yazılır!”
Bazı kelimeler vardır; öyle her kürsüye çıkıldığında ağıza alınmaz, her siyasi hesaplaşmanın arkasına iliştirilmez, her propagandaya malzeme edilmez.
Çünkü o kelimelerin bedeli vardır.
Kanla ödenmiş, canla yazılmış, tarihe mühür vurmuş bir bedel...
İşte “destan” böyle bir kelimedir.
Son yıllarda siyasetin dili öylesine ölçüsüzleşti ki neredeyse her seçim sonucu “destan”, her siyasi operasyon “tarihî zafer”, her polemik “millî mücadele” ilan edilir oldu.
Kusura bakmayın ama bu kadar ucuz değil!
Destan, bir kişiye karşı verilen siyasi mücadele değildir.
Destan, sosyal medya sloganı değildir.
Destan, alkış toplamak için kürsüden söylenen süslü bir kelime hiç değildir.
Destan görmek isteyen Çanakkale’ye baksın!
Karşınızda dünyanın en güçlü devletleri olacak...
Üzerinize yedi düvel gelecek...
Silahınız yetersiz, imkânınız kısıtlı olacak...
Ama siz, “Çanakkale geçilmez!” diyerek bir milletin kaderini değiştireceksiniz.
İşte destan budur!
Sakarya destandır.
Dumlupınar destandır.
Büyük Taarruz destandır.
Millî Mücadele destandır.
Çünkü oralarda makam kavgası yoktu.
Koltuğu koruma hesabı yoktu.
Seçim propagandası yoktu.
Kişisel hesaplaşmalar yoktu.
Vatan vardı!
Bağımsızlık vardı!
Milletin geleceği vardı!
Ve uğruna ödenecek bedel gerektiğinde candı.
Şimdi çıkıp günlük siyasetin içinde yaşanan bir mücadeleyi “destan” diye pazarlamak, bu milletin gerçek destanlarına karşı büyük bir haksızlıktır.
Soruyorum:
Bir siyasi rakibe karşı mücadele etmek ne zamandan beri Çanakkale ile aynı kelimeyle anlatılır oldu?
Bir kişiye karşı yürütülen siyasi hesaplaşma ne zamandan beri Sakarya’nın, Dumlupınar’ın yanına yazılır oldu?
Her kazanılan seçim destansa, Çanakkale nedir?
Her siyasi başarı destansa, Sakarya’da toprağa düşenler neyin mücadelesini verdi?
Her polemik tarih yazmaksa, bu milletin kanıyla yazdığı gerçek tarih nereye konulacak?
Kelimeleri bu kadar değersizleştirmeyin!
Siyaset yapın.
Eleştirin.
Mücadele edin.
Kazanın, kaybedin.
Ama milletin kutsal hafızasını günlük siyasi hesaplarınıza alet etmeyin.
Çünkü makamlar geçicidir.
Koltuğa oturanlar değişir.
Bugünün güçlü isimleri yarın tarihin sıradan bir dipnotuna dönüşebilir.
Ama Çanakkale kalır!
Sakarya kalır!
Dumlupınar kalır!
Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarının verdiği bağımsızlık mücadelesi kalır!
Bu milletin toprağa düşen evlatlarının emaneti kalır!
İşte bu yüzden herkes kullandığı kelimenin ağırlığını bilmelidir.
Destan yazmak öyle kolay değildir!
Destan; karşına bir siyasi rakip alıp onu yenmekle yazılmaz.
Destan; bir kişiyi hedef göstermekle, bir polemiği kazanmakla veya meydanlarda yüksek sesle konuşmakla hiç yazılmaz.
Gerçek destan; bir milletin varlığına, vatanına ve bağımsızlığına kasteden güçlerin karşısına dikilerek yazılır.
Bu millet destanın ne olduğunu çok iyi bilir.
Çünkü bu toprakların altında, gerçek destanı kanıyla yazmış yüz binlerce kahraman yatıyor.
O nedenle kimse kusura bakmasın:
Her siyasi kavgaya “destan” diyemezsiniz!
Her siyasi başarıyı Çanakkale’nin, Sakarya’nın ve Dumlupınar’ın tarihî ağırlığıyla aynı cümlede tartamazsınız!
Ve en önemlisi...
Destan, bir kişiye karşı yazılmaz.
Destan, yedi düvele karşı vatan savunurken yazılır!
Gerisini tarih değil, olsa olsa günlük siyaset yazar.
