İsmail ER
Köşe Yazarı
İsmail ER
 

Yoksulluk Siyaset Malzemesi Olmamalı

    Siyasetin en ağır sınavı yoksullukla imtihandır. Çünkü yoksulluk, rakamlardan ibaret bir tablo değil; insan onuruna, emeğe ve geleceğe dair bir meseledir. İktidarlar değişir, partiler gelir gider; fakat bir ülkede yoksulluk kalıcı hale gelmişse orada sadece ekonomik değil, ahlaki ve siyasal bir sorun var demektir. Adalet ve Kalkınma Partisi iktidara geldiği günden bu yana yoksulluğu bitirme vaadiyle siyaset yaptı. Ancak geçen yıllar içinde ortaya çıkan tablo, yoksulluğun ortadan kaldırılmadığını; aksine yönetildiğini gösteriyor. Yoksullukla mücadele yerine, yoksulluğun kontrol altına alındığı bir düzen kuruldu. İnsanları üretime, istihdama ve eşit fırsatlara kavuşturmak yerine; yardım paketlerine, sosyal destek kartlarına ve dönemsel dağıtımlara bağımlı hale getiren bir sistem inşa edildi. Eğer samimi ve köklü bir mücadele verilmiş olsaydı bugün milyonlarca insan geçim derdiyle boğuşuyor olmazdı. Bir ülkede çalışan insanların dahi yoksulluk sınırının altında yaşadığı bir tablo varsa, burada “yardım” değil “yapısal dönüşüm” eksikliği vardır. Çünkü gerçek sosyal devlet, vatandaşı kapıya mahkûm eden değil; kendi ayakları üzerinde durmasını sağlayandır. Bu süreçte zengin kesimlere yönelik vergi afları, teşvikler ve kamu ihaleleri genişlerken; dar gelirliye düşen pay çoğu zaman sembolik desteklerle sınırlı kaldı. Yardım siyaseti, kalıcı çözümün yerini aldı. Kömür ve gıda paketleri üzerinden yürütülen anlayış, kısa vadede rahatlatıcı görünse de uzun vadede bağımlılık ilişkisi üretti. Oysa yoksulluk bir sadaka meselesi değil, adalet meselesidir. Gerçek bir mücadele; üretimi artırmayı, tarımı ve sanayiyi güçlendirmeyi, gençlere istihdam alanı açmayı gerektirir. Eğitimde fırsat eşitliği sağlamadan, gelir dağılımını düzeltmeden, emeğin karşılığını korumadan yoksulluk bitmez. Sosyal yardımlar elbette devletin görevidir; fakat bu yardımlar kalıcı refahın yerine geçemez. Yardım kuyruğundaki insan sayısı artıyorsa, ortada başarı değil alarm vardır. Bugün gelinen noktada mesele yalnızca ekonomik değildir. Bu aynı zamanda bir vicdan meselesidir. Yoksulluğu kader gibi sunmak, onu normalleştirmek demektir. Oysa kader denilen şey, çoğu zaman siyasi tercihlerle şekillenen ekonomik düzenin sonucudur. Bir avuç sermayenin hızla büyüdüğü, geniş kesimlerin ise borçla ayakta kalmaya çalıştığı bir düzende adaletten söz etmek güçtür. Yoksulluk siyaset malzemesi olmamalıdır. İnsan onuru, seçim dönemlerinde hatırlanan bir başlık olamaz. Devletin görevi; vatandaşı minnet duygusuna değil, hak bilincine dayalı bir refah düzenine kavuşturmaktır. Çünkü sosyal devlet; lütuf dağıtan değil, hakkı teslim edendir. Sorulması gereken soru şudur: Bu ülkede alın terinin karşılığı adil biçimde dağıtılıyor mu? Eğer cevap net değilse, ortada çözülmesi gereken ciddi bir adalet sorunu vardır. Ve adalet olmadan ne ekonomi düzelir ne de toplumsal huzur sağlanır. #HalkınSesi #ismailEr
Ekleme Tarihi: 23 Şubat 2026 -Pazartesi
İsmail ER

Yoksulluk Siyaset Malzemesi Olmamalı

 

 

Siyasetin en ağır sınavı yoksullukla imtihandır. Çünkü yoksulluk, rakamlardan ibaret bir tablo değil; insan onuruna, emeğe ve geleceğe dair bir meseledir. İktidarlar değişir, partiler gelir gider; fakat bir ülkede yoksulluk kalıcı hale gelmişse orada sadece ekonomik değil, ahlaki ve siyasal bir sorun var demektir.

Adalet ve Kalkınma Partisi iktidara geldiği günden bu yana yoksulluğu bitirme vaadiyle siyaset yaptı. Ancak geçen yıllar içinde ortaya çıkan tablo, yoksulluğun ortadan kaldırılmadığını; aksine yönetildiğini gösteriyor. Yoksullukla mücadele yerine, yoksulluğun kontrol altına alındığı bir düzen kuruldu. İnsanları üretime, istihdama ve eşit fırsatlara kavuşturmak yerine; yardım paketlerine, sosyal destek kartlarına ve dönemsel dağıtımlara bağımlı hale getiren bir sistem inşa edildi.

Eğer samimi ve köklü bir mücadele verilmiş olsaydı bugün milyonlarca insan geçim derdiyle boğuşuyor olmazdı. Bir ülkede çalışan insanların dahi yoksulluk sınırının altında yaşadığı bir tablo varsa, burada “yardım” değil “yapısal dönüşüm” eksikliği vardır. Çünkü gerçek sosyal devlet, vatandaşı kapıya mahkûm eden değil; kendi ayakları üzerinde durmasını sağlayandır.

Bu süreçte zengin kesimlere yönelik vergi afları, teşvikler ve kamu ihaleleri genişlerken; dar gelirliye düşen pay çoğu zaman sembolik desteklerle sınırlı kaldı. Yardım siyaseti, kalıcı çözümün yerini aldı. Kömür ve gıda paketleri üzerinden yürütülen anlayış, kısa vadede rahatlatıcı görünse de uzun vadede bağımlılık ilişkisi üretti. Oysa yoksulluk bir sadaka meselesi değil, adalet meselesidir.

Gerçek bir mücadele; üretimi artırmayı, tarımı ve sanayiyi güçlendirmeyi, gençlere istihdam alanı açmayı gerektirir. Eğitimde fırsat eşitliği sağlamadan, gelir dağılımını düzeltmeden, emeğin karşılığını korumadan yoksulluk bitmez. Sosyal yardımlar elbette devletin görevidir; fakat bu yardımlar kalıcı refahın yerine geçemez. Yardım kuyruğundaki insan sayısı artıyorsa, ortada başarı değil alarm vardır.

Bugün gelinen noktada mesele yalnızca ekonomik değildir. Bu aynı zamanda bir vicdan meselesidir. Yoksulluğu kader gibi sunmak, onu normalleştirmek demektir. Oysa kader denilen şey, çoğu zaman siyasi tercihlerle şekillenen ekonomik düzenin sonucudur. Bir avuç sermayenin hızla büyüdüğü, geniş kesimlerin ise borçla ayakta kalmaya çalıştığı bir düzende adaletten söz etmek güçtür.

Yoksulluk siyaset malzemesi olmamalıdır. İnsan onuru, seçim dönemlerinde hatırlanan bir başlık olamaz. Devletin görevi; vatandaşı minnet duygusuna değil, hak bilincine dayalı bir refah düzenine kavuşturmaktır. Çünkü sosyal devlet; lütuf dağıtan değil, hakkı teslim edendir.

Sorulması gereken soru şudur: Bu ülkede alın terinin karşılığı adil biçimde dağıtılıyor mu? Eğer cevap net değilse, ortada çözülmesi gereken ciddi bir adalet sorunu vardır. Ve adalet olmadan ne ekonomi düzelir ne de toplumsal huzur sağlanır.

#HalkınSesi
#ismailEr

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ortachaber.com.tr sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.