İsmail ER
Köşe Yazarı
İsmail ER
 

Yoksulluğu Bitirmediler, Yönettiler

    Türkiye’de son yıllarda en çok konuşulan konulardan biri ekonomi ve yoksulluk. Ancak bu meseleye sadece rakamlar üzerinden bakmak, gerçeğin tamamını görmek için yeterli değil. Çünkü yoksulluk yalnızca ekonomik bir sorun değil, aynı zamanda siyasi tercihlerin ve yönetim anlayışının da bir sonucudur. Yaklaşık 23 yıldır ülkeyi yöneten bir iktidar var. Bu kadar uzun süre iktidarda kalan bir yönetim için artık mazeret üretmek kolay değildir. Çünkü bir ülkeyi değiştirmek için zamanın en güçlü olduğu dönem, uzun süreli iktidarlardır. Eğer gerçekten istenseydi, bugün Türkiye’de yoksulluk bu kadar derinleşmiş bir sorun olarak karşımızda durmazdı. Fakat görünen o ki yoksulluk, ortadan kaldırılması gereken bir problem olarak değil, yönetilmesi gereken bir araç olarak ele alındı. Gerçek bir sosyal politika anlayışı, insanları sürekli yardıma muhtaç bırakmaz. Tam tersine insanları kendi ayakları üzerinde durabilecek hale getirir. Devletin sosyal yardımlar yapması elbette doğaldır ve gereklidir. Zor durumda olan vatandaşına sahip çıkmak devlet olmanın temel sorumluluklarından biridir. Ancak sosyal yardım, insanı ayağa kaldırmak için yapılır; insanı ömür boyu yardıma bağımlı hale getirmek için değil. Bugün geldiğimiz noktada tablo oldukça net. Türkiye’de gelir dağılımındaki uçurum her geçen gün büyüyor. Bir tarafta geçim mücadelesi veren milyonlarca emekli, işçi ve dar gelirli vatandaş var. Diğer tarafta ise servetini katlayan belli bir kesim bulunuyor. Ekonominin büyüdüğü söyleniyor. Fakat büyümeden herkesin aynı payı aldığını söylemek mümkün değil. Çünkü büyüyen çoğu zaman vatandaşın refahı değil, belirli çevrelerin serveti oluyor. İhalelerin, rantın ve büyük kazançların sürekli aynı çevrelerde dönmesi toplumda adalet duygusunu zedeliyor. Bir diğer tartışılması gereken konu ise dinin siyasete alet edilmesidir. Bu topraklarda insanların dini duyguları son derece güçlüdür. İnanç, bu milletin en temiz ve en samimi değerlerinden biridir. Ancak yıllardır bu duyguların siyasetin dili haline getirildiğini görmek de bir gerçektir. Oysa din, siyasetin kalkanı değil; vicdanın rehberi olmalıdır. Bugün artık şu soruyu sormak gerekiyor: Eğer 23 yıldır iktidarda olan bir yönetim hâlâ yoksulluktan söz ediyorsa, bu gerçekten çözülmek istenen bir sorun mu, yoksa yönetilen bir durum mu? Çünkü yoksulluğu ortadan kaldıran bir yönetim insanları özgürleştirir. İnsanlar kendi emeğiyle ayakta durur, devlete bağımlı olmadan yaşamını sürdürebilir. Ama yoksulluğu sürekli canlı tutan bir siyaset anlayışı, insanları ister istemez bağımlı hale getirir. Benim itirazım tam olarak buna. Bu ülkenin insanı sadakaya değil adalete, yardıma değil fırsata, geçici çözümlere değil kalıcı refaha layıktır. Artık insanların sadece karnını doyuracak politikalar değil, geleceğini kuracak politikalar konuşulmalıdır. Çünkü bu millet balık dağıtılan bir toplum olmak istemiyor. Bu millet balık tutmayı öğrenerek ayağa kalkmak istiyor.
Ekleme Tarihi: 13 Mart 2026 -Cuma
İsmail ER

Yoksulluğu Bitirmediler, Yönettiler

 

 

Türkiye’de son yıllarda en çok konuşulan konulardan biri ekonomi ve yoksulluk. Ancak bu meseleye sadece rakamlar üzerinden bakmak, gerçeğin tamamını görmek için yeterli değil. Çünkü yoksulluk yalnızca ekonomik bir sorun değil, aynı zamanda siyasi tercihlerin ve yönetim anlayışının da bir sonucudur.

Yaklaşık 23 yıldır ülkeyi yöneten bir iktidar var. Bu kadar uzun süre iktidarda kalan bir yönetim için artık mazeret üretmek kolay değildir. Çünkü bir ülkeyi değiştirmek için zamanın en güçlü olduğu dönem, uzun süreli iktidarlardır. Eğer gerçekten istenseydi, bugün Türkiye’de yoksulluk bu kadar derinleşmiş bir sorun olarak karşımızda durmazdı.

Fakat görünen o ki yoksulluk, ortadan kaldırılması gereken bir problem olarak değil, yönetilmesi gereken bir araç olarak ele alındı.

Gerçek bir sosyal politika anlayışı, insanları sürekli yardıma muhtaç bırakmaz. Tam tersine insanları kendi ayakları üzerinde durabilecek hale getirir. Devletin sosyal yardımlar yapması elbette doğaldır ve gereklidir. Zor durumda olan vatandaşına sahip çıkmak devlet olmanın temel sorumluluklarından biridir.

Ancak sosyal yardım, insanı ayağa kaldırmak için yapılır; insanı ömür boyu yardıma bağımlı hale getirmek için değil.

Bugün geldiğimiz noktada tablo oldukça net. Türkiye’de gelir dağılımındaki uçurum her geçen gün büyüyor. Bir tarafta geçim mücadelesi veren milyonlarca emekli, işçi ve dar gelirli vatandaş var. Diğer tarafta ise servetini katlayan belli bir kesim bulunuyor.

Ekonominin büyüdüğü söyleniyor. Fakat büyümeden herkesin aynı payı aldığını söylemek mümkün değil. Çünkü büyüyen çoğu zaman vatandaşın refahı değil, belirli çevrelerin serveti oluyor. İhalelerin, rantın ve büyük kazançların sürekli aynı çevrelerde dönmesi toplumda adalet duygusunu zedeliyor.

Bir diğer tartışılması gereken konu ise dinin siyasete alet edilmesidir.

Bu topraklarda insanların dini duyguları son derece güçlüdür. İnanç, bu milletin en temiz ve en samimi değerlerinden biridir. Ancak yıllardır bu duyguların siyasetin dili haline getirildiğini görmek de bir gerçektir. Oysa din, siyasetin kalkanı değil; vicdanın rehberi olmalıdır.

Bugün artık şu soruyu sormak gerekiyor:

Eğer 23 yıldır iktidarda olan bir yönetim hâlâ yoksulluktan söz ediyorsa, bu gerçekten çözülmek istenen bir sorun mu, yoksa yönetilen bir durum mu?

Çünkü yoksulluğu ortadan kaldıran bir yönetim insanları özgürleştirir. İnsanlar kendi emeğiyle ayakta durur, devlete bağımlı olmadan yaşamını sürdürebilir.

Ama yoksulluğu sürekli canlı tutan bir siyaset anlayışı, insanları ister istemez bağımlı hale getirir.

Benim itirazım tam olarak buna.

Bu ülkenin insanı sadakaya değil adalete, yardıma değil fırsata, geçici çözümlere değil kalıcı refaha layıktır.

Artık insanların sadece karnını doyuracak politikalar değil, geleceğini kuracak politikalar konuşulmalıdır.

Çünkü bu millet balık dağıtılan bir toplum olmak istemiyor.

Bu millet balık tutmayı öğrenerek ayağa kalkmak istiyor.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ortachaber.com.tr sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.