Anasayfa
Yazarlar
İsmail ER
Yazı Detayı
Bu yazı 127 kez okundu.
CHP Nereye Gidiyor?
Siyasette değişim bazen bir ihtiyaçtır, bazen de sorunların üzerini örten geçici bir çözüm… Asıl mesele, değişimin nasıl ve neden yapıldığıdır.
Cumhuriyet Halk Partisi son dönemde yalnızca iktidarla mücadele etmiyor. Görünen o ki, parti bir yandan da kendi içindeki tartışmalar, kırgınlıklar, görev değişiklikleri ve yönetim anlayışıyla ciddi bir sınav veriyor.
Bir tarafta “değişim” söylemleri yükselirken, diğer tarafta peş peşe yaşanan görevden almalar, atamalar ve parti içinden yükselen itirazlar kamuoyunda önemli bir soruyu gündeme getiriyor:
CHP nereye gidiyor?
Bu sorunun en sıcak şekilde tartışıldığı şehirlerden biri de Gaziantep.
CHP Gaziantep İl Başkanı Vakkas Acar’ın görevden alınmasının ardından başlayan tartışmalar henüz tam anlamıyla dinmemişken, şimdi gözler yeni İl Başkanı Hasan Nesanır ve oluşturulacak yeni yönetim sürecine çevrilmiş durumda.
Siyasi kulislerde yeni görev değişikliklerinin konuşulduğu bir dönemde, CHP Gaziantep Milletvekili Hasan Öztürkmen’den gelen “Dur” çıkışı da dikkatlerden kaçmadı.
Bu çıkış, sıradan bir siyasi itiraz olarak görülmemeli.
Çünkü bir milletvekilinin kendi partisinin teşkilat yapılanmasına ilişkin böylesine açık bir tepki göstermesi, parti içerisinde ciddi bir rahatsızlığın bulunduğuna işaret ediyor. Elbette siyasette fikir ayrılıkları olabilir. Görev değişiklikleri de siyasi partilerin doğal işleyişinin bir parçasıdır.
Ancak mesele sadece kimin görevden alındığı ya da yerine kimin getirildiği değildir.
Asıl mesele, bu kararların nasıl alındığıdır.
Teşkilatın görüşü alınıyor mu?
Partinin emektarlarına kulak veriliyor mu?
Üyeler ve seçmenler alınan kararların gerekçelerini biliyor mu?
Yoksa Ankara’da alınan kararlar, teşkilatlara yalnızca uygulanması gereken bir talimat olarak mı gönderiliyor?
İşte asıl tartışılması gereken budur.
Bir siyasi partinin gerçek gücü genel merkez binalarından, makam odalarından ya da koltuklardan gelmez. O güç; mahallede afiş asan üyeden, sandık başında görev yapan gönüllüden, yıllarca parti için emek veren teşkilat mensuplarından ve en önemlisi seçmenin güveninden gelir.
Eğer parti yönetimleri teşkilatların sesini duymamaya başlarsa, yalnızca yöneticiler değil, parti ile tabanı arasındaki bağ da zarar görür.
Ve o bağ bir kez kopmaya başladığında, yeni atamalar yapmak da yeni isimleri göreve getirmek de tek başına çözüm olmaz.
Çünkü siyaset yalnızca isim değiştirmekle değişmez.
Zihniyet değişmediği sürece tabeladaki isimlerin değişmesinin çok fazla anlamı yoktur.
Bugün Gaziantep’te yaşanan gelişmeler de bu açıdan değerlendirilmelidir.
Vakkas Acar’ın görevden alınması, Hasan Nesanır’ın göreve getirilmesi ve ardından parti içerisinden yükselen itirazlar yalnızca Gaziantep teşkilatının iç meselesi olarak görülemez.
Bu tablo aynı zamanda CHP’nin genel yönetim anlayışının da küçük bir fotoğrafıdır.
Parti yönetiminin önünde önemli bir tercih bulunmaktadır.
Ya teşkilatların sesine kulak verilecek, kırgınlıklar giderilecek, istişare mekanizmaları çalıştırılacak ve karar süreçlerinde şeffaflık sağlanacak…
Ya da her itirazın ardından yeni bir görevden alma, her tartışmanın ardından yeni bir ayrışma yaşanacak.
Siyasette hiçbir koltuk kalıcı değildir.
Bugün o makamda bulunan yarın olmayabilir.
Ancak siyasi hafıza kalıcıdır.
İnsanlar kendilerine nasıl davranıldığını, emeklerinin nasıl karşılık gördüğünü ve zor zamanlarda kimlerin yanlarında durduğunu unutmaz.
Bu nedenle siyasi partilerin koruması gereken en önemli değer makamlar değil, güvendir.
Çünkü güven varsa teşkilat vardır.
Güven varsa birlik vardır.
Güven varsa seçmenin desteği vardır.
Ama güven kaybolmaya başladığında, dışarıdan güçlü görünen siyasi yapılar bile içeriden çözülmeye başlar.
Gaziantep’te bugün yaşananların CHP açısından önemli bir uyarı olduğunu düşünüyorum.
Belki de mesele sadece bir il başkanının görevden alınması ya da başka bir ismin göreve getirilmesi değildir.
Belki de asıl mesele, partinin kendi iç demokrasisiyle ne kadar yüzleşebildiğidir.
Şimdi herkesin merak ettiği soru şudur:
CHP yönetimi bu süreci ortak akılla ve uzlaşıyla mı yönetecek?
Yoksa parti içerisinde yeni kırgınlıkların ve ayrışmaların önünü mü açacak?
Bunun cevabını elbette zaman gösterecek.
Ancak şunu unutmamak gerekir:
Siyaset, makamları ve koltukları koruma sanatı değildir. Siyaset, güven inşa etme sorumluluğudur.
Ve güvenin kaybedildiği yerde kaybeden yalnızca siyasi partiler olmaz.
Kaybeden, siyasete olan inançtır.
Kaybeden, demokrasiye duyulan güvendir.
İşte bu nedenle CHP’nin bugün kendisine sorması gereken soru belki de “Kim gidecek, kim gelecek?” değil;
“Biz nereye gidiyoruz?” olmalıdır.
Ekleme
Tarihi: 17 Temmuz 2026 -Cuma
CHP Nereye Gidiyor?
Siyasette değişim bazen bir ihtiyaçtır, bazen de sorunların üzerini örten geçici bir çözüm… Asıl mesele, değişimin nasıl ve neden yapıldığıdır.
Cumhuriyet Halk Partisi son dönemde yalnızca iktidarla mücadele etmiyor. Görünen o ki, parti bir yandan da kendi içindeki tartışmalar, kırgınlıklar, görev değişiklikleri ve yönetim anlayışıyla ciddi bir sınav veriyor.
Bir tarafta “değişim” söylemleri yükselirken, diğer tarafta peş peşe yaşanan görevden almalar, atamalar ve parti içinden yükselen itirazlar kamuoyunda önemli bir soruyu gündeme getiriyor:
CHP nereye gidiyor?
Bu sorunun en sıcak şekilde tartışıldığı şehirlerden biri de Gaziantep.
CHP Gaziantep İl Başkanı Vakkas Acar’ın görevden alınmasının ardından başlayan tartışmalar henüz tam anlamıyla dinmemişken, şimdi gözler yeni İl Başkanı Hasan Nesanır ve oluşturulacak yeni yönetim sürecine çevrilmiş durumda.
Siyasi kulislerde yeni görev değişikliklerinin konuşulduğu bir dönemde, CHP Gaziantep Milletvekili Hasan Öztürkmen’den gelen “Dur” çıkışı da dikkatlerden kaçmadı.
Bu çıkış, sıradan bir siyasi itiraz olarak görülmemeli.
Çünkü bir milletvekilinin kendi partisinin teşkilat yapılanmasına ilişkin böylesine açık bir tepki göstermesi, parti içerisinde ciddi bir rahatsızlığın bulunduğuna işaret ediyor. Elbette siyasette fikir ayrılıkları olabilir. Görev değişiklikleri de siyasi partilerin doğal işleyişinin bir parçasıdır.
Ancak mesele sadece kimin görevden alındığı ya da yerine kimin getirildiği değildir.
Asıl mesele, bu kararların nasıl alındığıdır.
Teşkilatın görüşü alınıyor mu?
Partinin emektarlarına kulak veriliyor mu?
Üyeler ve seçmenler alınan kararların gerekçelerini biliyor mu?
Yoksa Ankara’da alınan kararlar, teşkilatlara yalnızca uygulanması gereken bir talimat olarak mı gönderiliyor?
İşte asıl tartışılması gereken budur.
Bir siyasi partinin gerçek gücü genel merkez binalarından, makam odalarından ya da koltuklardan gelmez. O güç; mahallede afiş asan üyeden, sandık başında görev yapan gönüllüden, yıllarca parti için emek veren teşkilat mensuplarından ve en önemlisi seçmenin güveninden gelir.
Eğer parti yönetimleri teşkilatların sesini duymamaya başlarsa, yalnızca yöneticiler değil, parti ile tabanı arasındaki bağ da zarar görür.
Ve o bağ bir kez kopmaya başladığında, yeni atamalar yapmak da yeni isimleri göreve getirmek de tek başına çözüm olmaz.
Çünkü siyaset yalnızca isim değiştirmekle değişmez.
Zihniyet değişmediği sürece tabeladaki isimlerin değişmesinin çok fazla anlamı yoktur.
Bugün Gaziantep’te yaşanan gelişmeler de bu açıdan değerlendirilmelidir.
Vakkas Acar’ın görevden alınması, Hasan Nesanır’ın göreve getirilmesi ve ardından parti içerisinden yükselen itirazlar yalnızca Gaziantep teşkilatının iç meselesi olarak görülemez.
Bu tablo aynı zamanda CHP’nin genel yönetim anlayışının da küçük bir fotoğrafıdır.
Parti yönetiminin önünde önemli bir tercih bulunmaktadır.
Ya teşkilatların sesine kulak verilecek, kırgınlıklar giderilecek, istişare mekanizmaları çalıştırılacak ve karar süreçlerinde şeffaflık sağlanacak…
Ya da her itirazın ardından yeni bir görevden alma, her tartışmanın ardından yeni bir ayrışma yaşanacak.
Siyasette hiçbir koltuk kalıcı değildir.
Bugün o makamda bulunan yarın olmayabilir.
Ancak siyasi hafıza kalıcıdır.
İnsanlar kendilerine nasıl davranıldığını, emeklerinin nasıl karşılık gördüğünü ve zor zamanlarda kimlerin yanlarında durduğunu unutmaz.
Bu nedenle siyasi partilerin koruması gereken en önemli değer makamlar değil, güvendir.
Çünkü güven varsa teşkilat vardır.
Güven varsa birlik vardır.
Güven varsa seçmenin desteği vardır.
Ama güven kaybolmaya başladığında, dışarıdan güçlü görünen siyasi yapılar bile içeriden çözülmeye başlar.
Gaziantep’te bugün yaşananların CHP açısından önemli bir uyarı olduğunu düşünüyorum.
Belki de mesele sadece bir il başkanının görevden alınması ya da başka bir ismin göreve getirilmesi değildir.
Belki de asıl mesele, partinin kendi iç demokrasisiyle ne kadar yüzleşebildiğidir.
Şimdi herkesin merak ettiği soru şudur:
CHP yönetimi bu süreci ortak akılla ve uzlaşıyla mı yönetecek?
Yoksa parti içerisinde yeni kırgınlıkların ve ayrışmaların önünü mü açacak?
Bunun cevabını elbette zaman gösterecek.
Ancak şunu unutmamak gerekir:
Siyaset, makamları ve koltukları koruma sanatı değildir. Siyaset, güven inşa etme sorumluluğudur.
Ve güvenin kaybedildiği yerde kaybeden yalnızca siyasi partiler olmaz.
Kaybeden, siyasete olan inançtır.
Kaybeden, demokrasiye duyulan güvendir.
İşte bu nedenle CHP’nin bugün kendisine sorması gereken soru belki de “Kim gidecek, kim gelecek?” değil;
“Biz nereye gidiyoruz?” olmalıdır.
Yazıya ifade bırak !
Bu yazıya hiç ifade kullanılmamış ilk ifadeyi siz kullanın.
Okuyucu Yorumları
(0)
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.
