Mustafa Kemal Atatürk’ün dünya olaylarına bakışı, günü kurtaran reflekslere değil; ulusal egemenliği esas alan akılcı gerçekçiliğe dayanırdı. Bugün İran’da yaşananları ve bunun bölgeye, özellikle Türkiye’ye yansımalarını okurken de aynı pusulaya ihtiyaç var.
Atatürk’e göre dış politika, “hayal değil, hesap işidir.” İran’daki toplumsal dalga; ekonomik darboğaz, siyasal tıkanma ve dış baskıların birleşiminden doğuyor. Ancak bu tabloyu yalnızca İran’ın iç meselesi saymak, gerçekçi olmaz. Çünkü sahnenin arkasında Amerika Birleşik Devletleri–İsrail–Rusya üçgeninin sert rekabeti var. Atatürk’ün uyardığı tam da budur: Büyük güçlerin çatıştığı coğrafyalarda, zayıf düşen devletler oyun alanına dönüşür.

Peki, “devamında hedef Türkiye mi?”
Atatürkçü bakış bu soruyu duyguyla değil, ulusal çıkar terazisiyle tartar. Türkiye, çoklu denge kuran konumuyla hedef olmaktan ziyade sınanan bir ülkedir. NATO üyeliği, bölgesel inisiyatifleri, savunma sanayii hamleleri ve bağımsız diplomasi dili; Ankara’yı masanın vazgeçilmez aktörü yaparken, baskı ve yönlendirme girişimlerini de beraberinde getirir. Atatürk’ün “tam bağımsızlık” vurgusu, işte bu noktada anlam kazanır: Hiçbir gücün himayesine girmeden, kimsenin cephe aparatı olmadan yürümek.
Atatürk, komşuların iç işlerine karışmayı değil; sınır güvenliği, barış ve istikrarı öncelemeyi esas alırdı. İran’daki istikrarsızlığın Türkiye’ye yansımaları somuttur: sınır güvenliği, düzensiz göç, enerji arzı ve ticaret yolları. Milli duruş; hamasi söylem değil, bu risklere karşı devlet aklıyla hazırlık yapmaktır. Aynı zamanda fırsat pencerelerini de soğukkanlılıkla değerlendirmektir.
Sonuç olarak Atatürk’ün mirası bize şunu söyler: Büyük güçler arasında savrulan değil, kendi rotasını çizen bir Türkiye mümkündür. İran’daki gelişmeler, Türkiye’nin hedefe konulmasından çok; denge kurma yeteneğinin sınandığı bir dönemi işaret ediyor. Bu sınavdan geçmenin yolu, milli egemenliği pusula, aklı rehber, barışı hedef yapmaktan geçer. Çünkü bu coğrafyada ayakta kalanlar, sloganla değil; akıl ve bağımsızlıkla yürüyenlerdir.
