İran, İsrail ve Amerika Birleşik Devletleri arasında uzun süredir tırmanan gerilim artık açık ve yoğun bir çatışma evresine girmiş durumda. Karşılıklı saldırılar, misillemeler ve sert açıklamalar, bölgesel bir krizin küresel bir yangına dönüşme riskini artırıyor. Ortadoğu’da barut kokusu yükselirken, Türkiye bu gelişmeleri sadece izleyen bir ülke değildir; coğrafi, ekonomik ve stratejik olarak doğrudan etkilenecek ülkelerin başında gelir.
Savaşın ilk etkisi ekonomide hissedilir. Enerji fiyatlarının hızla yükselmesi, petrol ve doğalgaz maliyetlerini artırır; bu da enflasyon baskısını büyütür. Dış ticaret dengesi sarsılır, lojistik hatlar risk altına girer. Türkiye gibi enerji ithalatına bağımlı bir ülke için bu tablo hafife alınamaz.
İkinci ve belki daha kritik başlık güvenliktir. Suriye ve Irak hattında zaten kırılgan olan denge, daha da karmaşık bir hâl alabilir. Bölgesel aktörlerin yeni pozisyonlar alması, terör örgütlerinin hareket alanı bulması, sınır hattında yeni riskler doğurabilir. Ayrıca olası bir göç dalgası ihtimali, hem sosyal hem ekonomik açıdan ciddi bir sınav anlamına gelir.
Türkiye’nin NATO üyeliği nedeniyle Batı ile ilişkileri; komşuluk ilişkileri nedeniyle de bölge ülkeleriyle bağları aynı anda hassas bir denge gerektirir. İşte tam bu noktada Türkiye’nin tarihi pusulasına bakmak gerekir: Mustafa Kemal Atatürk.
Atatürk’ün “Yurtta sulh, cihanda sulh” ilkesi bugün her zamankinden daha hayati bir stratejik rehberdir. Bu söz edilgen bir tarafsızlık çağrısı değildir; bilinçli, onurlu ve milli çıkarları esas alan bir barış siyasetidir. Türkiye’nin çıkarı, mezhep ya da ideoloji merkezli kamplaşmalara savrulmakta değil; akılcı bir denge politikası yürütmektedir.
Atatürkçü devlet anlayışı; hamasete değil hesap kitap bilen devlet aklına dayanır. Türkiye ne başkasının savaşına taraf olacak kadar hesapsız olmalı ne de gelişmeleri görmezden gelecek kadar edilgen davranmalıdır. Güçlü savunma, sağlam ekonomi ve etkin diplomasi bir arada yürütülmelidir.
Bugün yapılması gereken açıktır:
-
Sınır güvenliğini en üst seviyede tutmak
-
Enerji arz güvenliği için alternatif planları devreye sokmak
-
Ekonomik dalgalanmalara karşı mali disiplini güçlendirmek
-
Uluslararası alanda arabulucu ve dengeleyici rolü ön plana çıkarmak
Türkiye Cumhuriyeti, bir imparatorluğun yıkıntıları arasından akıl ve bilimle doğdu. Onu ayakta tutacak olan da aynı ilkeler olacaktır. Ortadoğu’da savaş büyürken Türkiye’nin en büyük güvencesi; laik, bağımsız ve milli egemenliğe dayanan Cumhuriyet çizgisidir.
Çünkü bu topraklarda en büyük stratejik rehber, savaş naraları değil; Atatürk’ün aklıdır.
