Gaziantep büyüyor…
Ama bu büyüme ne yazık ki her alanda sağlıklı ilerlemiyor.
Son yıllarda şehirde yaşanan sorunlara baktığımızda, karşımıza çıkan tablo oldukça net: Altyapı yetersiz, ulaşım sorunlu, çevre düzeni eksik, sosyal hizmetler ise ihtiyacın gerisinde. Ve her kriz anında aynı cümleyle karşılaşıyoruz: “Afet…”
Hayır.
Her sorunu “afet” diyerek açıklamak, sorumluluğu ortadan kaldırmaz.
Yerel yönetimlerin görevi bellidir. Vatandaşın günlük hayatını doğrudan etkileyen hizmetleri eksiksiz ve sürdürülebilir şekilde sunmak. Yol, su, kanalizasyon, ulaşım, temizlik ve planlı şehirleşme… Bunlar lüks değil, zorunluluktur.
Ancak görüyoruz ki, asli görevler ikinci plana atılıyor. Kurumlar kendi sorumluluk alanlarının dışına taşarak hem zaman hem de kaynak kaybına yol açıyor. Sonuç? Hizmet kalitesinde düşüş ve vatandaşta artan memnuniyetsizlik.
Oysa mesele çok basit:
Herkes işini yapsa, şehir rahatlayacak.
Bağlı kuruluşlar da dahil olmak üzere tüm yapılar, görev tanımlarına sadık kalmalı. “Daha fazla alanda var olalım” anlayışı yerine “bulunduğumuz alanda en iyisi olalım” yaklaşımı benimsenmeli. Çünkü dağınık sorumluluk, güçlü yönetim değil; aksine zafiyet üretir.
Bir diğer önemli konu ise yönetim anlayışı…
Şeffaflık olmadan güven olmaz.
Hesap verilebilirlik olmadan disiplin olmaz.
Liyakat olmadan başarı olmaz.
Gaziantep gibi üretim gücü yüksek, potansiyeli büyük bir şehir; günü kurtaran değil, geleceği planlayan bir yönetim anlayışını hak ediyor.
Unutmayalım:
Güçlü şehirler, büyük projelerle değil; doğru yönetilen temel hizmetlerle inşa edilir.
Ve en önemlisi…
Vatandaş artık mazeret değil, hizmet görmek istiyor.
