Mehmet ZEYTİNCİ
Köşe Yazarı
Mehmet ZEYTİNCİ
 

Bir Şehir Büyürken İçindekiler Neden Küçülüyor?

    Gaziantep gibi üretimiyle, mutfağıyla ve ticaretiyle öne çıkan bir şehirde bugün konuşmamız gereken en önemli meselelerden biri artık açıkça ortadadır: Fiyatlar neden bu kadar yükseldi ve bu düzenin gerçek belirleyicisi kim? Son dönemde baklava fiyatlarından restoran ücretlerine, hatta bir çorbanın bile geldiği noktaya kadar her şey tartışılıyor. Esnafın ağzındaki ortak cümle ise neredeyse değişmiyor: “Kiralar çok yüksek.” Peki bu kiraları kim belirliyor? İşin en kritik noktası tam da burada başlıyor. Şehirde “marka” haline gelmiş, sözü geçen büyük işletmelerin önemli bir kısmı sadece üretici ya da satıcı değil; aynı zamanda büyük ölçekli mülk sahipleri. Yüzlerce daire, işyeri ve dükkanın aynı ticari çevrelerin kontrolünde olduğu bir yapıdan söz ediliyor. Yani bir tarafta “kiralar yüksek” diyerek fiyat artıran işletmeler, diğer tarafta o yüksek kiraları belirleyen mülk sahipleri… Çark kendi içinde dönüyor, bedelini ise vatandaş ödüyor. Şimdi biri çıkıp “kiraları da kontrol altına alalım” dese, ilk itirazın kimlerden geleceğini tahmin etmek zor değil. Çünkü bu düzen, çift taraflı kazanç üzerine kurulu. Hem kiradan kazanılıyor hem de yüksek fiyatlı satıştan. Bu noktada mesele artık sadece serbest piyasa tartışması olmaktan çıkıyor. Gerçek bir serbest piyasada rekabet olur, denge olur. Ancak maliyet tarafını da fiyat tarafını da aynı yapıların belirlediği bir düzende rekabetten söz etmek zorlaşıyor. Bu da piyasa değil, fiilen bir güç yoğunlaşmasını beraberinde getiriyor. Sonuç ise herkesin hayatında somut olarak hissediliyor: Gençler ev alamıyor. Esnaf dükkan açamıyor. Açan ayakta kalamıyor. Vatandaş dışarıda yemek yemeyi lüks olarak görüyor. Bir şehirde emlak sahibi olmak bu kadar zorlaşmışsa, orada sadece ekonomi değil, sosyal denge de bozulmuş demektir. İnsanlar çalışarak değil, sadece mülk sahibi olarak zenginleşen bir düzeni izlemek zorunda kalıyorsa, bu sürdürülebilir değildir. Bugün Gaziantep’te konuşulması gereken mesele sadece baklavanın kilosu değildir; o fiyatı belirleyen sistemdir. Kirayı kim belirliyor? O kirayı ödeyen neden fiyatı artırıyor? Ve en önemlisi, bu döngüyü kim kıracak? Eğer gerçekten adil bir piyasa isteniyorsa, sadece esnafa değil, mülk sahipliğinin yarattığı bu yoğunlaşmaya da bakmak gerekir. Aksi halde her kriz döneminde aynı bahaneleri dinler, aynı faturayı öderiz. Ve en acı gerçek şudur: Bir şehir büyür ama içinde yaşayanlar küçülür.
Ekleme Tarihi: 30 Mart 2026 -Pazartesi
Mehmet ZEYTİNCİ

Bir Şehir Büyürken İçindekiler Neden Küçülüyor?

 

 

Gaziantep gibi üretimiyle, mutfağıyla ve ticaretiyle öne çıkan bir şehirde bugün konuşmamız gereken en önemli meselelerden biri artık açıkça ortadadır: Fiyatlar neden bu kadar yükseldi ve bu düzenin gerçek belirleyicisi kim?

Son dönemde baklava fiyatlarından restoran ücretlerine, hatta bir çorbanın bile geldiği noktaya kadar her şey tartışılıyor. Esnafın ağzındaki ortak cümle ise neredeyse değişmiyor: “Kiralar çok yüksek.”
Peki bu kiraları kim belirliyor?

İşin en kritik noktası tam da burada başlıyor.

Şehirde “marka” haline gelmiş, sözü geçen büyük işletmelerin önemli bir kısmı sadece üretici ya da satıcı değil; aynı zamanda büyük ölçekli mülk sahipleri. Yüzlerce daire, işyeri ve dükkanın aynı ticari çevrelerin kontrolünde olduğu bir yapıdan söz ediliyor. Yani bir tarafta “kiralar yüksek” diyerek fiyat artıran işletmeler, diğer tarafta o yüksek kiraları belirleyen mülk sahipleri… Çark kendi içinde dönüyor, bedelini ise vatandaş ödüyor.

Şimdi biri çıkıp “kiraları da kontrol altına alalım” dese, ilk itirazın kimlerden geleceğini tahmin etmek zor değil. Çünkü bu düzen, çift taraflı kazanç üzerine kurulu. Hem kiradan kazanılıyor hem de yüksek fiyatlı satıştan.

Bu noktada mesele artık sadece serbest piyasa tartışması olmaktan çıkıyor. Gerçek bir serbest piyasada rekabet olur, denge olur. Ancak maliyet tarafını da fiyat tarafını da aynı yapıların belirlediği bir düzende rekabetten söz etmek zorlaşıyor. Bu da piyasa değil, fiilen bir güç yoğunlaşmasını beraberinde getiriyor.

Sonuç ise herkesin hayatında somut olarak hissediliyor:

Gençler ev alamıyor.
Esnaf dükkan açamıyor.
Açan ayakta kalamıyor.
Vatandaş dışarıda yemek yemeyi lüks olarak görüyor.

Bir şehirde emlak sahibi olmak bu kadar zorlaşmışsa, orada sadece ekonomi değil, sosyal denge de bozulmuş demektir. İnsanlar çalışarak değil, sadece mülk sahibi olarak zenginleşen bir düzeni izlemek zorunda kalıyorsa, bu sürdürülebilir değildir.

Bugün Gaziantep’te konuşulması gereken mesele sadece baklavanın kilosu değildir; o fiyatı belirleyen sistemdir. Kirayı kim belirliyor? O kirayı ödeyen neden fiyatı artırıyor? Ve en önemlisi, bu döngüyü kim kıracak?

Eğer gerçekten adil bir piyasa isteniyorsa, sadece esnafa değil, mülk sahipliğinin yarattığı bu yoğunlaşmaya da bakmak gerekir. Aksi halde her kriz döneminde aynı bahaneleri dinler, aynı faturayı öderiz.

Ve en acı gerçek şudur:
Bir şehir büyür ama içinde yaşayanlar küçülür.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ortachaber.com.tr sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.