Enflasyon, rakamlarla anlatılıyor. Grafikler çiziliyor, oranlar açıklanıyor, tablolar paylaşılıyor… Ama hayat, hiçbir zaman yalnızca rakamlardan ibaret olmadı. Çünkü sokaktaki gerçek, istatistiklerin çok ötesinde bir yerde yaşanıyor.
Bugün çarşıya çıkan herkes aynı tabloyla karşılaşıyor: Etiketler her gün değişiyor. Dün alınan ürün, bugün aynı fiyata bulunamıyor. Mutfakta yangın var ama bu yangın, açıklanan oranlara bir türlü tam olarak yansımıyor. Maaşlar ise bu hızın çok gerisinde kalıyor. Emekli de, asgari ücretli de artık sadece geçinmeyi değil, hayatta kalmayı hesaplıyor.
Bu noktada mesele yalnızca enflasyon değildir. Mesele, açık ve net bir şekilde adalet meselesidir.
Çünkü yük eşit dağılmıyor. Bir tarafta ay sonunu getirmeye çalışan milyonlar var. Diğer tarafta ise gelirleri düzenli olarak artan, hayat standardı gerilemeyen bir kesim. Emeklinin maaşı kira karşısında erirken, asgari ücretlinin geliri daha cebine girmeden buharlaşırken; kamu maaşlarının hangi kriterlere göre belirlendiği sorusu artık daha yüksek sesle soruluyor.
Ekonomi sadece sayılarla değil, güvenle yönetilir. Ve bugün en büyük sorunlardan biri de tam olarak bu: güven eksikliği.
Vatandaşın “yastık altı” olarak sakladığı birikimlere yönelik her söylem, her adım, güveni artırmak yerine daha da zedeliyor. Oysa bu toplum, geçmişte defalarca “güven” diyerek elindekini sisteme teslim etti. Karşılığında ise çoğu zaman değer kaybeden para, artan hayat pahalılığı ve belirsizlikle karşılaştı.
Güvenin olmadığı yerde yatırım olmaz. Birikim sisteme girmez. İnsanlar yarınından emin değilse, bugünü de sağlıklı yaşayamaz. Bu nedenle ekonominin temeli; güçlü söylemler değil, tutarlı ve adil uygulamalardır.
Bugün herkesin kendine sorması gereken temel soru şudur:
Bu düzen gerçekten kimin için işliyor?
Eğer emekli her ay biraz daha fakirleşiyorsa,
eğer asgari ücretli geçim derdinden nefes alamıyorsa,
eğer dar gelirli vatandaşın alım gücü her geçen gün düşüyorsa…
Ama buna rağmen belli kesimler refahını artırabiliyorsa, ortada ciddi bir denge sorunu vardır.
Çözüm aslında zor değil. Ama kararlılık ister, irade ister.
Öncelik, vatandaşın alım gücünü artırmak olmalıdır. Maaş politikalarında adalet sağlanmalı, gelir dağılımı dengelenmelidir. Kamu harcamaları şeffaf şekilde denetlenmeli, israfın önüne geçilmelidir. Ve en önemlisi, bu millete yeniden güven verilmelidir.
Çünkü bu ülkenin gerçek enflasyonu, açıklanan oranlarda değil;
sofradaki eksilen lokmada, pazardan boş dönen filede, ay sonunu getiremeyen insanın çaresizliğinde gizlidir.
Ekonomi rakamlarla anlatılabilir…
Ama hayat, her zaman gerçeği söyler.
