Hayatın akışı içinde o kadar hızlı ilerliyoruz ki, çoğu zaman durup düşünmeden insanlar hakkında kararlar veriyoruz. Bir bakış, bir söz, bir davranış… Ve hemen ardından zihnimizde kesin hükümler. Oysa çoğu zaman unuttuğumuz önemli bir gerçek var: Hiçbir insan, yalnızca dışarıdan görünen haliyle anlaşılmaz.
Eskilerin derin bir sözü vardır:
“Bir insanı yargılamadan önce, üç ay onun ayakkabılarıyla yürü.”
Bu söz, insan olmanın en temel erdemlerinden birini hatırlatır: Anlamayı denemek.
Çünkü herkesin bir hikâyesi vardır. Ancak bu hikâyelerin büyük kısmı görünmez. İnsanlar yaşadıkları acıları, verdikleri mücadeleleri, içlerinde taşıdıkları kırgınlıkları çoğu zaman kimseye anlatamaz. Kimi güçlü görünmek zorunda kalır, kimi susmayı seçer, kimi de anlatacak birini bulamaz. Biz ise yalnızca gördüğümüz kadarıyla hüküm veririz.
Birinin sert konuştuğunu görürüz, “kaba” deriz.
Birinin içine kapandığını görürüz, “soğuk” deriz.
Birinin tepkisini abarttığını düşünürüz, “abartıyor” deriz.
Ama çoğu zaman sormayız: “Neden?”
Oysa belki o sertliğin arkasında yılların birikmiş kırgınlığı vardır. O sessizliğin içinde büyük bir yalnızlık saklıdır. O tepkinin ardında ise kimsenin bilmediği bir acı vardır.
İnsanları yargılamak kolaydır. Çünkü yargılamak emek istemez.
Anlamak ise zordur. Çünkü anlamak sabır ister, dinlemek ister, empati ister.
Kendimizi bir anlığına karşımızdaki insanın yerine koyabilsek… Onun yaşadıklarını, onun gördüklerini, onun hissettiklerini gerçekten hissedebilsek… Belki de bugün eleştirdiğimiz birçok davranışı anlamaya başlayacağız. Hatta belki aynı durumda olsak, biz de farklı davranmayacaktık.
Hayat herkese eşit davranmıyor. Kimine ağır yükler veriyor, kimine erken sınavlar. Kimi insanlar daha çocuk yaşta büyümek zorunda kalıyor, kimi ise yıllarca görünmeyen savaşlar veriyor. Bu yüzden herkesin taşıdığı yük aynı değil. Ve bu yükleri bilmeden yapılan her yorum, eksik bir yargıdan öteye geçmiyor.
Ben şuna inanıyorum:
İnsanları yargılamak yerine anlamaya çalışmak, suçlamak yerine dinlemek, öfke yerine vicdanla yaklaşmak gerekir. Çünkü vicdan, insanın en doğru rehberidir.
Belki dünyayı tamamen değiştiremeyiz. Ama bakış açımızı değiştirebiliriz. Birine kızmadan önce durup düşünmek, birini eleştirmeden önce dinlemek, birine hüküm vermeden önce onun hikâyesini merak etmek… İşte asıl farkı yaratan bunlardır.
Unutmayalım: Herkesin görünmeyen bir hikâyesi vardır.
Ve o hikâyeyi bilmeden verilen her hüküm, eksik kalmaya mahkûmdur.
Belki de bazen yapılacak en doğru şey, konuşmadan önce anlamaya çalışmaktır.
