Toplumların gerçek gücü, en zayıf gördüklerine nasıl davrandıklarıyla ölçülür.
İşte tam da bu noktada karşımıza rahatsız edici bir soru çıkıyor:
Şizofreni hastalarına gerçekten nasıl bakıyoruz?
Son dönemde zaman zaman dile getirilen “şizofreni hastaları damgalanmalı” gibi yaklaşımlar, sadece yanlış değil; aynı zamanda tehlikeli bir zihniyetin yansımasıdır. Açık söylemek gerekirse bu düşünce ne insani, ne bilimsel ne de toplumsal olarak kabul edilebilir.
Çünkü şizofreni bir tercih değildir.
Bu hastalık; diyabet, kalp rahatsızlığı ya da görme kaybı gibi bir sağlık durumudur. Ancak konu ruh sağlığı olunca toplumun refleksi değişiyor. İnsanlar anlamadıklarından korkuyor, korktuklarını ise dışlamaya yöneliyor.
Oysa gerçek şu:
Damgalamak hiçbir sorunu çözmez. Aksine, sorunu daha da derinleştirir.
Türkiye’de faaliyet gösteren Toplum Ruh Sağlığı Merkezleri (TRSM), bu noktada hayati bir rol üstleniyor. Bu merkezler; şizofreni başta olmak üzere ağır ruhsal hastalığı olan bireylerin tedaviye erişimini kolaylaştırıyor, sosyal hayata katılımlarını destekliyor ve en önemlisi onlara şu mesajı veriyor:
“Yalnız değilsin.”
Ancak ne yazık ki bu çaba tek başına yeterli değil.
Toplumun bakış açısı değişmeden, hiçbir sistem tam anlamıyla başarılı olamaz.
Bir insanı hastalığı nedeniyle damgalamak, onu iki kez cezalandırmaktır:
Önce hastalığıyla, sonra toplumla mücadele etmek zorunda bırakmak…
Bugün bedensel engelli bir bireye nasıl anlayış gösteriyorsak, Down sendromlu bir çocuğa nasıl sevgiyle yaklaşıyorsak; ruhsal hastalığı olan bireylere de aynı vicdanla yaklaşmak zorundayız. Çünkü acı, türüne göre ayrılmaz.
Üstelik çoğu zaman gözden kaçırılan bir gerçek var:
Şizofreni hastalarının büyük bir bölümü, doğru tedavi ve destekle hayatını sakin, kontrollü ve topluma zarar vermeden sürdürebilmektedir. Medyada yer alan istisnai ve abartılı örnekler üzerinden genelleme yapmak, sadece korkuyu büyütür; gerçeği değil.
Asıl mesele şudur:
Biz nasıl bir toplum olmak istiyoruz?
Zayıf gördüğünü dışlayan bir toplum mu…
Yoksa elinden tutan bir toplum mu?
Damgalamak kolaydır.
Empati kurmak ise emek ister.
Ama güçlü toplumlar, kolay olanı değil doğru olanı seçenlerdir.
Unutmayalım; bugün bir hastalığı damgalayan zihniyet, yarın başka bir farklılığı da hedef alır. Bu yüzden mesele yalnızca bir sağlık meselesi değil, doğrudan bir insanlık meselesidir.
Ve insanlık;
damgalayarak değil, anlayarak…
dışlayarak değil, destekleyerek…
ayrıştırarak değil, birlikte iyileşerek büyür.
