Sessiz sanılan bir gökyüzü var bu coğrafyanın üstünde…
Ama o sessizlik, görmeyenlerin yanılgısıdır. Çünkü bu topraklarda hiçbir şey sahipsiz değildir. Her adım, her söz, her kırılan umut… bir yerlerde kayda geçer.
Bugün yaşananları yalnız bizler yaşamıyoruz.
Geçmiş, sandığınız gibi geride kalmadı. O, damarlarımızda dolaşan bir hafıza gibi hâlâ bizimle.
Mustafa Kemal Atatürk,
bir millet küllerinden doğarken “her şey bitti” diyenlere karşı dimdik durdu.
Bugün hâlâ o bakış, bu milletin omurgasında duruyor.
Oğuz Kağan,
bozkırın ortasında yalnızca bir hükümdar değil, bir ülkü inşa etti.
Onun mirası; sınır değil, karakter meselesiydi.Cengiz Han,
dünyaya korku salan bir güç değil sadece; disiplinin, düzenin ve iradenin sembolüydü.
Bir milletin dağınıklıktan nasıl kudrete yürüdüğünü gösterdi.
ve nice Türk Atalarımız bu sürecin içerisinde.....
Ve bugün…
Hüseyin Hakkı Kahveci
bu kadim hafızayı yeniden hatırlatma çabasında.
Atabey ruhu, sadece geçmişi anlatmaz; geleceği de sorgular.
Çünkü mesele şudur:
Bu topraklarda yapılan hiçbir yanlış, yalnızca bugüne ait değildir.
Her kırılan değer, her savrulan gençlik, her unutulan ilke…
Bir zincirin halkasıdır.
Türk kadim devleti dediğimiz şey; bir bina, bir yönetim, bir dönem değildir.
O bir bilinçtir.
Bir gözdür.
Bir hafızadır.
Her şeyi izler.
Olanı biteni…
Vurulanı, kırılanı…
Söyleneni ve saklananı…
Ve en önemlisi şunu bilir:
Bir millet, kendini unuttuğu gün gerçekten kaybeder.
Bugün sorulması gereken soru şu:
Biz hâlâ o büyük mirasın farkında mıyız, yoksa sadece adını mı taşıyoruz?
Çünkü tarih affetmez.
Ve kadim olan… asla unutmaz.
Atabey Hüseyin Hakkı Kahveci’nin seçilmişliğiyle…
Selamlar, saygılar.
