İsmail ER
Köşe Yazarı
İsmail ER
 

Yusuf Tekin Ne Yapmak İstiyor?

    Milli Eğitim Bakanı Sayın Yusuf Tekin tarafından okullara gönderildiği belirtilen etkinlik kılavuzunda, çocuklardan iftar sofrasında dua ederken fotoğraf çektirip okula getirmelerinin istenmesi kamuoyunda ciddi bir tartışma başlattı. Bir eğitim uygulaması olarak sunulan bu yaklaşım, aslında çok daha derin bir meseleyi gündeme taşıyor: Devlet, çocuğun inancına ve evin mahrem alanına ne kadar yaklaşmalıdır? Ben meseleyi siyasi bir polemik olarak değil, bir baba olarak ele alıyorum. İnanç, insanın en mahrem alanıdır. Dua; gösterilecek, ispatlanacak ya da belgeye dönüştürülecek bir performans değildir. İftar sofrası bir aile anıdır. Paylaşmanın, sabrın ve şükrün yaşandığı bir zamandır. O anın doğallığını bir ödev maddesine dönüştürmek, ibadeti samimiyetten uzaklaştırma riskini taşır. Çocuklara değer kazandırmanın yolu, onları görünür ritüeller üzerinden değerlendirmek değildir. Eğitim sistemi; kim daha “fotojenik” bir ibadet sergiliyor, kim daha görünür bir dini pratik ortaya koyuyor diye ölçüm yapmamalıdır. Hele ki çocukların aile içi bir ibadeti fotoğrafla belgeleyip okula sunması isteniyorsa, burada pedagojik sınırların iyi düşünülmesi gerekir. Türkiye Cumhuriyeti bir hukuk devletidir. Devlet, tüm vatandaşlarına eşit mesafede durmakla yükümlüdür. Farklı inançlara, farklı yaşam biçimlerine, hatta hiçbir dini pratiği tercih etmeyen ailelere sahip bir toplumda yaşıyoruz. Devletin görevi, bir yaşam biçimini görünür kılmak değil; tüm yaşam biçimlerinin özgürce var olabileceği zemini sağlamaktır. Burada asıl soru şudur: Çocuğun ibadetini belgelemek kime ne kazandırır? Samimiyet fotoğrafla mı ölçülür? Eğer amaç dini duyarlılığı artırmaksa bunun yolu zorunlu etkinlikler değil; örnek olmak, ahlaklı davranmak, adaletli bir eğitim sistemi kurmaktır. Çocuklar gördüklerinden öğrenir. Sevgiyle anlatılan bir değer, baskıyla dayatılan bir görevden çok daha kalıcıdır. Eğitim; çocukları yarıştırma alanı değildir. Eğitim, vicdanı güçlendirme alanıdır. İbadet ise kalple yapılan bir eylemdir; objektifle ölçülmez. Bir baba olarak durduğum yer nettir: İnanç baskıyla değil, sevgiyle büyür. Mahremiyet ödev konusu yapılamaz. Devletin görevi, çocukların kalbine değil; aklına ve vicdanına rehberlik etmektir.
Ekleme Tarihi: 21 Şubat 2026 -Cumartesi
İsmail ER

Yusuf Tekin Ne Yapmak İstiyor?

 

 

Milli Eğitim Bakanı Sayın Yusuf Tekin tarafından okullara gönderildiği belirtilen etkinlik kılavuzunda, çocuklardan iftar sofrasında dua ederken fotoğraf çektirip okula getirmelerinin istenmesi kamuoyunda ciddi bir tartışma başlattı. Bir eğitim uygulaması olarak sunulan bu yaklaşım, aslında çok daha derin bir meseleyi gündeme taşıyor: Devlet, çocuğun inancına ve evin mahrem alanına ne kadar yaklaşmalıdır?

Ben meseleyi siyasi bir polemik olarak değil, bir baba olarak ele alıyorum.

İnanç, insanın en mahrem alanıdır. Dua; gösterilecek, ispatlanacak ya da belgeye dönüştürülecek bir performans değildir. İftar sofrası bir aile anıdır. Paylaşmanın, sabrın ve şükrün yaşandığı bir zamandır. O anın doğallığını bir ödev maddesine dönüştürmek, ibadeti samimiyetten uzaklaştırma riskini taşır.

Çocuklara değer kazandırmanın yolu, onları görünür ritüeller üzerinden değerlendirmek değildir. Eğitim sistemi; kim daha “fotojenik” bir ibadet sergiliyor, kim daha görünür bir dini pratik ortaya koyuyor diye ölçüm yapmamalıdır. Hele ki çocukların aile içi bir ibadeti fotoğrafla belgeleyip okula sunması isteniyorsa, burada pedagojik sınırların iyi düşünülmesi gerekir.

Türkiye Cumhuriyeti bir hukuk devletidir. Devlet, tüm vatandaşlarına eşit mesafede durmakla yükümlüdür. Farklı inançlara, farklı yaşam biçimlerine, hatta hiçbir dini pratiği tercih etmeyen ailelere sahip bir toplumda yaşıyoruz. Devletin görevi, bir yaşam biçimini görünür kılmak değil; tüm yaşam biçimlerinin özgürce var olabileceği zemini sağlamaktır.

Burada asıl soru şudur:
Çocuğun ibadetini belgelemek kime ne kazandırır?
Samimiyet fotoğrafla mı ölçülür?

Eğer amaç dini duyarlılığı artırmaksa bunun yolu zorunlu etkinlikler değil; örnek olmak, ahlaklı davranmak, adaletli bir eğitim sistemi kurmaktır. Çocuklar gördüklerinden öğrenir. Sevgiyle anlatılan bir değer, baskıyla dayatılan bir görevden çok daha kalıcıdır.

Eğitim; çocukları yarıştırma alanı değildir. Eğitim, vicdanı güçlendirme alanıdır. İbadet ise kalple yapılan bir eylemdir; objektifle ölçülmez.

Bir baba olarak durduğum yer nettir:
İnanç baskıyla değil, sevgiyle büyür.
Mahremiyet ödev konusu yapılamaz.
Devletin görevi, çocukların kalbine değil; aklına ve vicdanına rehberlik etmektir.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (1)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ortachaber.com.tr sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Mustafa Demir
(21.02.2026 11:09 - #159)
Kaleminize sağlık İsmail Bey
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ortachaber.com.tr sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.