Bir toplumun hangi yöne gittiğini anlamak için bazen insanların neyi konuştuğuna değil, neye ilgi gösterdiğine bakmak yeterlidir. Türkiye’de son yıllarda ortaya çıkan tablo ise oldukça düşündürücü… Bilgi veren içerikler sessizlikle karşılanırken, birkaç dikkat çekici görsel ve süslü cümle büyük alkış topluyor.
Eskiden insanlar gazete köşelerini okur, kitaplardan alıntılar yapar, uzun sohbetlerde fikir tartışırdı. Bir mesele hakkında konuşmadan önce araştırmak, okumak ve anlamaya çalışmak önemliydi. Şimdi ise birkaç saniyelik videolar, hızlı tüketilen içerikler ve dikkat çekici görseller gündemi belirliyor. Yazının derinliğine inen, anlatılmak isteneni sorgulayan insan sayısı her geçen gün azalıyor.
Çünkü okumak emek ister. Düşünmek sabır ister. Araştırmak ise zaman ister. Günümüz insanı ise çoğu zaman hızlı olanı, kolay olanı ve zahmetsiz tüketileni tercih ediyor. Sosyal medya bunun en net örneği haline geldi. Saatlerce emek verilerek hazırlanan bilgi dolu bir paylaşım birkaç kişi tarafından okunurken, hiçbir anlam taşımayan bir görsel binlerce beğeni alabiliyor.
Elbette görsellik önemlidir. Çağın iletişim dili değişmiştir. Ancak sorun, görselin bilginin önüne geçmesiyle başlıyor. Çünkü toplumları ayakta tutan şey gösteriş değil; bilgi, kültür ve düşünce üretimidir. Okumayan bir toplum zamanla sorgulamayı bırakır. Sorgulamayan insan ise duyduğuna inanır, gördüğüne teslim olur.
Bugün birçok insanın kitap okumayı gereksiz görmesi, uzun yazılardan kaçması ve sadece “özet bilgi” ile yetinmesi aslında büyük bir zihinsel yoksullaşmanın işaretidir. Çünkü bilgi kısa yoldan değil, emekle kazanılır. Birkaç saniyelik içeriklerle yetişen nesillerin düşünce derinliği de maalesef birkaç saniyelik oluyor.
Bir ülkenin gelişmişliği yalnızca yollarla, köprülerle ya da gökdelenlerle ölçülmez. Asıl ölçü; okuyan, araştıran, düşünen ve fikir üreten insan sayısıdır. Eğer bir toplum bilgiye değil sadece görüntüye değer veriyorsa, orada fikirler küçülür, gürültü büyür.
Acı ama gerçek olan şu ki; bugün insanlar çoğu zaman öğrenmek için değil, oyalanmak için ekranlara bakıyor. Bilgi veren içerikler “sıkıcı” bulunurken, içi boş gösteriler büyük ilgi görüyor. Oysa geleceği şekillendirenler; alkışlananlar değil, düşünenlerdir.
Belki de artık kendimize samimiyetle şu soruyu sormanın zamanı geldi:
Biz gerçekten öğrenmek mi istiyoruz, yoksa sadece hoşumuza giden şeyleri izleyip geçmek mi?
