Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş felsefesi iki temel sütun üzerinde yükselir: laiklik ve Atatürk’ün ortaya koyduğu çağdaşlaşma iradesi. Bu iki kavram, yalnızca tarih kitaplarında yer alan başlıklar değildir; bugün hâlâ günlük hayatımızı, hukuk düzenimizi ve toplumsal barışımızı şekillendiren ana omurgadır.
Laiklik çoğu zaman bilinçli ya da bilinçsiz biçimde yanlış tanıtılıyor. Kimileri onu inançla kavgalı bir sistem gibi göstermeye çalışıyor. Oysa laiklik; kimsenin inancına karışmayan, fakat devlet yönetimini herhangi bir inancın tahakkümüne bırakmayan akıl ve hukuk düzenidir. Devletin tüm inançlara eşit mesafede durmasını sağlar. Bir başka deyişle laiklik, inanç özgürlüğünün sigortasıdır.
Devlet bir inancın ya da mezhebin emrine girdiğinde, diğerleri için baskı başlar. Laiklik tam da bu nedenle vardır: Herkesin inancını özgürce yaşayabildiği, kimsenin ötekileştirilmediği bir düzen kurmak için. Laikliğe yönelen öfke, aslında toplumsal huzurun temelini hedef almaktır.
Atatürk’e yönelik düşmanlık dili ise çoğu zaman tarih bilgisizliğinden ya da ideolojik körlükten beslenir. Mustafa Kemal Atatürk, yorgun bir imparatorluğun küllerinden onurlu bir cumhuriyet çıkaran iradenin adıdır. Kadınlara seçme ve seçilme hakkı tanıyan, eğitimi çağdaşlaştıran, hukuku kul anlayışından çıkarıp insan onuruna dayandıran reformların öncüsüdür.
Onu eleştirmek elbette mümkündür; hiçbir tarihsel figür tartışılmaz değildir. Ancak düşmanlık üretmek, bugünkü özgürlüklerin hangi bedellerle kazanıldığını inkâr etmektir. Atatürk’ü sevmek zorunluluk değildir; fakat ona düşmanlık etmek, bu ülkenin varoluş hikâyesine sırt çevirmektir.
Toplumları ayakta tutan şey kin değil ortak akıldır. Laiklik ve Atatürk, bir siyasi partinin ya da ideolojik grubun değil; 85 milyonun ortak mirasıdır. Bu mirasa saldırmak kimseye bir gelecek sunmaz. Aksine, geçmişin karanlık tartışmalarını bugüne taşıyarak yeni fay hatları oluşturur.
Türkiye’nin ihtiyacı, geçmişle kavga etmek değil; cumhuriyetin akıl, bilim ve adalet temelli ruhunu daha ileri taşımaktır. Çünkü bu ülke, düşmanlıkla değil; birbirini anlamakla, hukuka ve insan onuruna sarılmakla yaşar.
Ve unutulmamalıdır:
Cumhuriyet, yalnızca bir yönetim biçimi değil; aynı zamanda bir ortak yaşam sözleşmesidir. Bu sözleşmenin iki güçlü imzası vardır: Laiklik ve Atatürk.
