Demokrasilerde en büyük güç sandıktır. Seçmen sandığa gider, oyunu verir ve ülkenin yönetimini emanet edeceği insanları belirler. O oylarla seçilen milletvekilleri, millet adına karar alır, yasalar yapar ve devletin yönetiminde söz sahibi olur. Bu görev elbette önemli ve sorumluluğu büyük bir görevdir.
Milletvekilleri görevleri boyunca devletin sağladığı imkânlardan yararlanır, görev süreleri sona erdiğinde ise yüksek maaşlarla emeklilik hakkı elde eder. Buna kimsenin itirazı yoktur. Çünkü siyaset makamı, millete hizmet etmek için vardır.
Ancak son günlerde kamuoyuna yansıyan bazı açıklamalar, toplumda ciddi bir rahatsızlık yaratıyor. Özellikle bir milletvekilinin “500 bin lira maaş bana yetmiyor” şeklindeki sözleri, milyonlarca insanın yaşadığı gerçeklerle büyük bir çelişki oluşturuyor.
Bugün Türkiye’de milyonlarca emekli yaklaşık 20 bin lira maaşla ay sonunu getirmeye çalışıyor. Elektrik faturası, su gideri, kira, mutfak masrafı… Her geçen gün artan fiyatlar karşısında insanlar temel ihtiyaçlarını bile zor karşılıyor. Pazara gidip fiyatlara bakarak geri dönen, torununa harçlık veremediği için mahcup olan emekliler var bu ülkede.
İşte tam da bu noktada insan şu soruyu sormadan edemiyor:
500 bin lira maaş alan bir vekil “geçinemiyorum” diyorsa, 20 bin lira maaş alan emekli nasıl geçinsin?
Bu söz sadece ekonomik bir şikâyet değildir; aynı zamanda toplumun yaşadığı gerçekleri görmemek anlamına gelir. Çünkü Türkiye’de milyonlarca insan her gün hayat mücadelesi veriyor. İnsanlar artık markette etiketlere bakarak alışveriş yapıyor, pazar filesini doldurmadan önce cebindeki parayı defalarca hesaplıyor.
Ne yazık ki siyasette yer alan bazı isimler, halkın yaşadığı hayatın ne kadar uzağında olduklarını fark etmiyor. Meclis’te gerçekten yoksulluğu yaşamış, cebindeki son parayla pazara gitmiş kaç vekil var? Çoğu zaten ekonomik olarak güçlü, çoğu hayatın sert gerçeklerinden oldukça uzak.
Oysa siyaset makamı, milletin derdini anlamak için vardır.
Belki de yapılması gereken çok basit bir şeydir: Bir milletvekili çıksın ve 20 bin lira maaşla bir ay değil, sadece bir hafta geçinmeyi denesin. Markete gitsin, pazara gitsin, faturalarını ödesin, kira hesabı yapsın. O zaman emeklinin, asgari ücretlinin ve dar gelirlinin yaşadığı gerçekleri daha iyi anlayabilir.
Çünkü siyaset, millete tepeden bakma yeri değildir. Siyaset, milletin derdini hissetme ve o derdi çözme sorumluluğudur.
Unutulmaması gereken bir gerçek var:
Millet sabırlıdır ama hafızası güçlüdür.
Sandık günü geldiğinde kimin gerçekten halkın yanında olduğunu da, kimin milletin gerçeğinden koptuğunu da çok iyi hatırlar.
