Mahalle bakkalı…
Sadece alışveriş yaptığımız bir dükkân değildir aslında. O, mahallenin hafızasıdır; selamın sıcaklığıdır, güvenin ve insanlığın hâlâ ayakta kaldığı son yerlerden biridir.

Bugün çoğumuz büyük zincir marketlere yöneliyoruz. Parlak ışıklar, uzun raflar, göz alıcı kampanya tabelaları… Hepsi cazip görünüyor. Ama mesele yalnızca fiyat mı gerçekten?
Bence mesele çok daha derin: Mesele insanlık.
Büyük markette raftaki fiyatla kasadaki fiyat bazen tutmaz. Son kullanma tarihini fark etmeyen olur. Bir lira eksiğin varsa sistem durur, işlem tamamlanmaz. Poşetin bile ücreti vardır. Her şey barkod, her şey prosedür, her şey mesafe…
Ama mahalle bakkalında öyle mi?
Bir ekmek alırsın, cebinde para eksik olsa “sonra verirsin” denir. Seni ilk kez görse bile sana güven duyar. Veresiye defteri vardır; maaş günü gelir, kapatırsın. Bazen borç kalır, “gelecek aya yazalım” denir. Çünkü orada müşteri değilsindir — komşusundur.
Üstelik çoğu zaman fiyatlar sanıldığı kadar pahalı da değildir. Büyük marketlerin indirim algısı her zaman gerçeği yansıtmaz. Kampanya tabelası ucuzluk hissi verir ama ay sonunda toplam fark çoğu zaman düşündüğümüz kadar büyük olmaz.
Bir de kredi kartı meselesi var…
Kartla harcarken insan daha rahat davranıyor. Parayı o an vermediği için hafif hissediyor. Ama hesap kesildiğinde yük yine vatandaşın omzuna biniyor. Mahalle bakkalında ise alışveriş daha bilinçlidir. Çünkü orada yalnızca para değil, yüz yüze güven vardır.
Ben kendi adıma tercihimden yanayım:
Mahalle bakkalını ve kasabını tercih ediyorum. Çünkü orada sadece alışveriş yapmıyorum; bir selam alıyorum, bir dua alıyorum, bir ilişkiyi yaşatıyorum.
Mahalle bakkalı kapanırsa yalnızca bir dükkân kapanmaz.
Mahallenin kalbi biraz daha susar.
Unutmamak gerekir:
Bazen büyük olan güçlü değildir.
Bazen küçük görünen, aslında en büyük olandır.
