Türkiye İstatistik Kurumu’nun açıkladığı verilere göre Türkiye ekonomisi büyüyor. Resmî rakamlara bakarsanız tablo oldukça parlak görünüyor. Açıklamaya göre kişi başına düşen milli gelir 18.040 dolara ulaşmış durumda.
Peki ben soruyorum:
Nerede bu 18.040 dolar?
Sokağa çıkıyorum. Pazara gidiyorum. Market raflarına bakıyorum. Elektrik, doğalgaz faturası önüme geliyor. Kiralar her ay biraz daha yükseliyor. Ama bütün bu hayatın içinde cebimde o 18 bin dolarlık refahı göremiyorum.
Burada önce şu gerçeği söylemek gerekiyor:
Kişi başına gelir demek, herkesin cebine 18.040 dolar girdiği anlamına gelmez. Bu bir ortalamadır. Ülkede üretilen toplam gelirin nüfusa bölünmesiyle ortaya çıkan bir rakamdır.
Yani bir tarafta milyonlar kazanan küçük bir kesim vardır.
Diğer tarafta asgari ücretle geçinmeye çalışan milyonlar.
Ortalama ise bu iki uç arasındaki mesafeyi gizler.
İşte sorun tam da burada başlıyor.
Bugün Türkiye’de büyüme rakamları açıklanıyor ama vatandaşın gündemi büyüme değil, geçim. Çünkü ekonomide kağıt üzerinde görülen artış, günlük hayatta aynı şekilde hissedilmiyor.
Bir başka mesele de hesapların dolar üzerinden yapılması. Gelir dolar cinsinden açıklanıyor ama maaşlarımız Türk lirası. Üstelik hayatın pek çok kalemi — enerji, kira, gıda maliyetleri — doğrudan ya da dolaylı şekilde dövize bağlı.
Kur yükseldikçe alım gücü düşüyor.
Rakam büyüyor gibi görünüyor ama market filesi küçülüyor.
Bu yüzden vatandaşın aklındaki soru çok basit:
Eğer ekonomi büyüyorsa,
bu büyüme kimin hayatına yansıyor?
Benim faturama mı?
Benim mutfağıma mı?
Benim çocuğumun okul masrafına mı?
Çünkü mesele sadece büyümek değildir.
Asıl mesele büyüyen pastanın nasıl paylaşıldığıdır.
Gelir dağılımı bozuksa, enflasyon yüksekse ve ücretler aynı hızda artmıyorsa, o zaman kişi başına düşen gelir sadece bir istatistikten ibaret kalır.
Ben ekonomiye şu sorularla bakarım:
Geçen yıla göre daha rahat yaşıyor muyum?
Aldığım maaşla daha fazla şey alabiliyor muyum?
Geleceğe daha güvenle bakabiliyor muyum?
Eğer bu soruların cevabı “hayır” ise, kusura bakmasın kimse; o zaman o 18.040 dolar benim değildir.
Rakamlarla övünmek kolaydır.
Zor olan, o rakamı vatandaşın sofrasına koyabilmektir.
Benim meselem de tam olarak budur.
