İsmail ER
Köşe Yazarı
İsmail ER
 

İndirimli Sofralar, Pahalı Gerçekler

    Son yıllarda toplumda giderek büyüyen bir rahatsızlık var. İnsanlar pazara giderken cebindeki parayı defalarca hesaplıyor. Fileyi doldurmadan önce fiyat etiketlerine uzun uzun bakıyor. Domatesi, patatesi, yağı, şekeri almak bile çoğu zaman küçük bir matematik problemine dönüşmüş durumda. Vatandaş artık pazarda alışveriş yapmıyor; adeta hayatta kalmanın hesabını yapıyor. Birçok aile için mutfak alışverişi artık bir ihtiyaç listesi değil, bir eleme listesi haline geldi. “Hangisini alsam, hangisinden vazgeçsem?” sorusu, pek çok evin mutfağında her gün yeniden soruluyor. Tam da böyle bir tabloda siyasetçilerin indirimli sofralara oturması ise toplumun vicdanında ağır bir yük oluşturuyor. Çünkü insanlar kendi mutfağında tencereyi kaynatmakta zorlanırken, devletin imkânlarıyla ayrıcalıklı bir hayat yaşayanların “indirimli” imkânlardan yararlanması ister istemez adalet duygusunu zedeliyor. Bir ülkede yönetenlerle yönetilenler arasındaki mesafe açıldığında sorun sadece ekonomi olmaz. Asıl kırılma noktası güven olur. Güven sarsıldığında ise rakamlar ne kadar düzelirse düzelsin, toplumdaki huzursuzluk kolay kolay ortadan kalkmaz. Oysa vatandaşın beklentisi aslında çok basit: Aynı sofraya oturmak, aynı şartları hissetmek ve aynı hayatın yükünü paylaşmak. Çünkü halk pazarda kuruş hesabı yaparken, yöneticilerin indirimli sofralara oturması sadece ekonomik bir mesele değildir. Bu durum, toplumun vicdanında eşitlik duygusunun sorgulanmasına neden olur. Unutulmamalıdır ki siyaset bir ayrıcalık makamı değildir. Siyaset, sorumluluk makamıdır. Halkın derdini gerçekten anlamanın yolu da onun yaşadığı hayatı hissetmekten geçer. Pazarda hesap yapan bir milletin karşısında insanlar artık indirimli sofralar görmek istemiyor. İstedikleri şey çok daha basit ve çok daha değerlidir: Adil ve vicdanlı bir yönetim. Bugün yükselen tepkilerin verdiği mesaj aslında oldukça nettir: Adalet sadece sözle değil, yaşam biçimiyle de gösterilmelidir. Çünkü halkın sofrası küçülürken ayrıcalıklı sofralar büyürse, o ülkede en büyük açlık ekmek açlığı değil, güven açlığı olur.
Ekleme Tarihi: 12 Mart 2026 -Perşembe
İsmail ER

İndirimli Sofralar, Pahalı Gerçekler

 

 

Son yıllarda toplumda giderek büyüyen bir rahatsızlık var. İnsanlar pazara giderken cebindeki parayı defalarca hesaplıyor. Fileyi doldurmadan önce fiyat etiketlerine uzun uzun bakıyor. Domatesi, patatesi, yağı, şekeri almak bile çoğu zaman küçük bir matematik problemine dönüşmüş durumda.

Vatandaş artık pazarda alışveriş yapmıyor; adeta hayatta kalmanın hesabını yapıyor.

Birçok aile için mutfak alışverişi artık bir ihtiyaç listesi değil, bir eleme listesi haline geldi. “Hangisini alsam, hangisinden vazgeçsem?” sorusu, pek çok evin mutfağında her gün yeniden soruluyor.

Tam da böyle bir tabloda siyasetçilerin indirimli sofralara oturması ise toplumun vicdanında ağır bir yük oluşturuyor. Çünkü insanlar kendi mutfağında tencereyi kaynatmakta zorlanırken, devletin imkânlarıyla ayrıcalıklı bir hayat yaşayanların “indirimli” imkânlardan yararlanması ister istemez adalet duygusunu zedeliyor.

Bir ülkede yönetenlerle yönetilenler arasındaki mesafe açıldığında sorun sadece ekonomi olmaz. Asıl kırılma noktası güven olur. Güven sarsıldığında ise rakamlar ne kadar düzelirse düzelsin, toplumdaki huzursuzluk kolay kolay ortadan kalkmaz.

Oysa vatandaşın beklentisi aslında çok basit:
Aynı sofraya oturmak, aynı şartları hissetmek ve aynı hayatın yükünü paylaşmak.

Çünkü halk pazarda kuruş hesabı yaparken, yöneticilerin indirimli sofralara oturması sadece ekonomik bir mesele değildir. Bu durum, toplumun vicdanında eşitlik duygusunun sorgulanmasına neden olur.

Unutulmamalıdır ki siyaset bir ayrıcalık makamı değildir. Siyaset, sorumluluk makamıdır. Halkın derdini gerçekten anlamanın yolu da onun yaşadığı hayatı hissetmekten geçer.

Pazarda hesap yapan bir milletin karşısında insanlar artık indirimli sofralar görmek istemiyor.
İstedikleri şey çok daha basit ve çok daha değerlidir:

Adil ve vicdanlı bir yönetim.

Bugün yükselen tepkilerin verdiği mesaj aslında oldukça nettir:

Adalet sadece sözle değil, yaşam biçimiyle de gösterilmelidir. Çünkü halkın sofrası küçülürken ayrıcalıklı sofralar büyürse, o ülkede en büyük açlık ekmek açlığı değil, güven açlığı olur.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ortachaber.com.tr sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.