Son günlerde ekonomi yönetiminin yeniden gündeme taşıdığı “yastık altındaki altın” tartışması kamuoyunda geniş yankı buldu. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Başkanı Fatih Karahan’ın yaptığı açıklamada vatandaşın evinde tuttuğu altınların büyüklüğüne dair tahminler paylaşıldı. Rakam gerçekten büyük olabilir.
Ama asıl büyük olan rakam değil, sorudur:
Vatandaş neden birikimini sistemin dışında tutuyor?
Bu mesele yalnızca finansal değil, aynı zamanda psikolojiktir. İnsan parasını yastık altında saklıyorsa bu bir inat, alışkanlık ya da ekonomiye karşı tavır değildir. Bu, doğrudan bir güven refleksidir.
Hiç kimse parasını evinde saklamaktan keyif aldığı için bunu yapmaz. Aksine risk alır; çalınma ihtimali vardır, değer kaybı ihtimali vardır, fırsat maliyeti vardır. Buna rağmen evinde tutuyorsa, sistemde görmediği bir güveni kendi kontrol alanında arıyor demektir.
Ekonomide en güçlü para birimi döviz değildir, altın değildir, faiz değildir.
En güçlü para birimi güvendir.
Bugün yapılması gereken şey vatandaşın tasarrufunu hedef göstermek değildir. Çünkü tasarruf kaçmaz; güven varsa akar. Su gibi… Yol bulur ve sisteme girer.
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın ve ekonomi yönetiminin öncelikli görevi, yastık altındaki altını saymak değil, onu orada tutan sebepleri ortadan kaldırmaktır.
Uzun yıllardır uygulanan ekonomik politikaların sonucu olarak yüksek enflasyon, hayat pahalılığı ve alım gücündeki düşüş toplumun geniş kesimlerini etkiledi. Böyle bir ortamda insanların temkinli davranması irrasyonel değil, aksine son derece rasyoneldir.
Vatandaş enflasyondan değil, belirsizlikten korkar.
Belirsizlik ise parayı piyasadan çeker.
Ekonomi matematikle yönetilir ama güvenle yürür.
Güven; istikrarla oluşur.
İstikrar; öngörülebilirlikle sağlanır.
Öngörülebilirlik ise şeffaf ve tutarlı politikalarla mümkündür.
Vatandaşın birikimine “kaynak” olarak bakmak yerine, o birikimi koruyacak bir sistem kurmak gerekir. İnsanlar paralarının değer kaybetmeyeceğine inanırsa altını evde tutmaz; bankaya getirir, yatırıma çevirir, üretime katkı sağlar.
Zorlama ile değil, ikna ile.
Çünkü ekonomi zorla değil, güvenle büyür.
Türkiye güçlü bir ülkedir.
Bu gücü vatandaşının cebindeki son altından değil, vatandaşının devlete duyduğu güvenden almalıdır.
