İsmail ER
Köşe Yazarı
İsmail ER
 

GASTROLOJİ ŞEHRİ GAZİANTEP

Bir unvanın hikâyesi mi, yoksa sofradan uzaklaşan şehir mi? Gaziantep’in “gastroloji şehri” ilan edildiğini ilk duyduğumuzda hepimiz gururlandık. Bu toprakların binlerce yıllık mutfağı; bakırıyla, baharatıyla, fırınıyla, ocağıyla dünyaya açılacaktı. Antep fıstığının kokusu, zahterin rayihası, baklavanın çıtırtısı yabancı misafirleri çekecek; esnaf kazanacak, şehir nefes alacaktı. Fakat aradan geçen zamanda ortaya çıkan tablo gösterdi ki bu unvan daha çok tabelalarda kaldı. Bugün Gaziantep’te bir restorana girip ailece mütevazı bir akşam yemeği yemek neredeyse lüks hâline geldi. Lahmacun, kebap, bir tas çorba… Bir zamanlar halk yemeği olan ne varsa artık dar gelirlinin cebini yakıyor. Eskiden “herkesin sofrası” olan yemekler şimdi turist menüsü gibi sunuluyor. Vatandaş dışarıda yemeye hasret, çocuklar kebabı vitrinden izliyor. Oysa bu şehir yoksulun da doyduğu, misafirin baş tacı edildiği bir şehirdi. Sofralar paylaşmak içindi. Şimdi sofralar paylaşmak için değil, paylaşım yapmak için kuruluyor. Restoranlar kiraların, malzeme fiyatlarının ve denetimsiz piyasanın baskısıyla fiyat artırıyor. “Gastroloji” adı altında açılan mekânların bir kısmı gerçek Antep mutfağından çok gösterişli tabak yarışına giriyor. Esnaf da dertli, vatandaş da… Kasap etten şikâyetçi. Fırıncı undan. Lokantacı yağdan. Ama zincirin sonunda bedeli yine dar gelirli ödüyor. Şehir gastronomiyle anılsın derken kendi insanını sofradan uzaklaştıran bir düzen kuruldu. Tanıtım diye başlayan süreç, fırsatçılığa dönüştü. Oysa Gaziantep mutfağı sadece para kazanma aracı değildir. Kültürdür. Hatıradır. Emektir. Ninemizin tenceresindeki yuvalama, annemizin yaptığı içli köfte bir marka değil bir hafızadır. Eğer bu şehir gerçekten gastroloji başkenti olacaksa önce kendi insanını doyurmalı. Belediyeler, odalar ve ilgili kurumlar makul fiyat politikaları üretmeli; denetimler göstermelik değil gerçek olmalı. Vatandaşın yeniden dışarıda bir tas çorba içebildiği, öğrencinin bir tabak kebaba ulaşabildiği gün bu unvanın hakkı verilmiş olacak. Aksi hâlde “gastroloji şehri” sözü, karnı aç insanların arasında asılı parlak bir tabeladan öteye gitmeyecek. Gaziantep’e yakışan zengin sofralar değil, bereketi paylaşılan sofralardır. Bu şehir ya özüne dönecek… Ya da kendi lezzetinin gurbeti olmaya devam edecek.
Ekleme Tarihi: 09 Şubat 2026 -Pazartesi
İsmail ER

GASTROLOJİ ŞEHRİ GAZİANTEP

Bir unvanın hikâyesi mi, yoksa sofradan uzaklaşan şehir mi?

Gaziantep’in “gastroloji şehri” ilan edildiğini ilk duyduğumuzda hepimiz gururlandık.
Bu toprakların binlerce yıllık mutfağı; bakırıyla, baharatıyla, fırınıyla, ocağıyla dünyaya açılacaktı.
Antep fıstığının kokusu, zahterin rayihası, baklavanın çıtırtısı yabancı misafirleri çekecek; esnaf kazanacak, şehir nefes alacaktı.

Fakat aradan geçen zamanda ortaya çıkan tablo gösterdi ki bu unvan daha çok tabelalarda kaldı.

Bugün Gaziantep’te bir restorana girip ailece mütevazı bir akşam yemeği yemek neredeyse lüks hâline geldi.
Lahmacun, kebap, bir tas çorba…
Bir zamanlar halk yemeği olan ne varsa artık dar gelirlinin cebini yakıyor.
Eskiden “herkesin sofrası” olan yemekler şimdi turist menüsü gibi sunuluyor.
Vatandaş dışarıda yemeye hasret, çocuklar kebabı vitrinden izliyor.

Oysa bu şehir yoksulun da doyduğu, misafirin baş tacı edildiği bir şehirdi.
Sofralar paylaşmak içindi.
Şimdi sofralar paylaşmak için değil, paylaşım yapmak için kuruluyor.

Restoranlar kiraların, malzeme fiyatlarının ve denetimsiz piyasanın baskısıyla fiyat artırıyor.
“Gastroloji” adı altında açılan mekânların bir kısmı gerçek Antep mutfağından çok gösterişli tabak yarışına giriyor.

Esnaf da dertli, vatandaş da…

Kasap etten şikâyetçi.
Fırıncı undan.
Lokantacı yağdan.

Ama zincirin sonunda bedeli yine dar gelirli ödüyor.

Şehir gastronomiyle anılsın derken kendi insanını sofradan uzaklaştıran bir düzen kuruldu.
Tanıtım diye başlayan süreç, fırsatçılığa dönüştü.

Oysa Gaziantep mutfağı sadece para kazanma aracı değildir.
Kültürdür.
Hatıradır.
Emektir.

Ninemizin tenceresindeki yuvalama, annemizin yaptığı içli köfte bir marka değil bir hafızadır.

Eğer bu şehir gerçekten gastroloji başkenti olacaksa önce kendi insanını doyurmalı.
Belediyeler, odalar ve ilgili kurumlar makul fiyat politikaları üretmeli; denetimler göstermelik değil gerçek olmalı.

Vatandaşın yeniden dışarıda bir tas çorba içebildiği, öğrencinin bir tabak kebaba ulaşabildiği gün bu unvanın hakkı verilmiş olacak.

Aksi hâlde “gastroloji şehri” sözü, karnı aç insanların arasında asılı parlak bir tabeladan öteye gitmeyecek.

Gaziantep’e yakışan zengin sofralar değil, bereketi paylaşılan sofralardır.

Bu şehir ya özüne dönecek…
Ya da kendi lezzetinin gurbeti olmaya devam edecek.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ortachaber.com.tr sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.