İsmail ER
Köşe Yazarı
İsmail ER
 

Fakirliğe Kader Demek, Adaletsizliğin Üstünü Örtmektir Bugün

    Son yıllarda Türkiye’de en çok konuşulması gereken meselelerin başında hukuk ve adalet geliyor. Çünkü bir toplumun temel direği adalettir. Adalet zayıfladığında yalnızca mahkemeler değil, toplumun vicdanı da yara alır. Bugün sokaktaki insanın en büyük şikâyeti açık: Adalet herkese eşit işlemiyor. İnsanlar, mahkemelerin güçlüden ve zenginden yana çalıştığını düşünüyor. Bu düşünce bile başlı başına bir tehlikedir. Çünkü bir toplumda adalete olan güven sarsıldığında, o toplumun temelleri de sarsılmaya başlar. Diğer taraftan suç oranlarının arttığı bir dönemden geçiyoruz. Hırsızlık, rüşvet, gasp ve tecavüz haberleri neredeyse her gün karşımıza çıkıyor. İnsanların güven duygusu zedeleniyor. Bir yandan da kendisini âlim gibi gösteren ancak toplumu ayrıştıran, yanlış yönlendiren kişilerin sayısı artıyor. Bu durum sosyal huzuru daha da kırılgan hale getiriyor. Üstelik artık birçok mesele mahkemelerde değil, sosyal medyada çözülmeye çalışılıyor. İnsanlar hakkını adliyede aramak yerine dijital linç kültürüne sığınıyor. Bu tablo, devletin ve hukukun otoritesinin zayıfladığını gösteren bir başka işaret olarak karşımıza çıkıyor. Ekonomik tarafta da durum iç açıcı değil. Üretimin düştüğü, dışa bağımlılığın arttığı bir süreçten geçiyoruz. Oysa bir ülke üretmeden güçlü olamaz. Üretmeyen bir toplum, er ya da geç başkalarına bağımlı hale gelir. Bu bağımlılık ise sadece ekonomik değil, siyasi ve sosyal alanlarda da etkisini gösterir. Bugün şehirlerde dikkat çeken bir başka tablo daha var: Camiler ve özel hastaneler hızla çoğalırken, eğitimin kalbi olması gereken okulların sayısının ve niteliğinin aynı hızda artmadığını görüyoruz. Oysa güçlü bir toplumun temeli eğitimdir. Eğitimin geri planda kaldığı bir yerde kalkınmadan söz etmek mümkün değildir. En acı olanı ise toplum giderek fakirleşirken, bu fakirliğin “kader” olduğuna inandırılmaya çalışılmasıdır. Oysa yoksulluk bir kader değil, çoğu zaman yanlış politikaların ve adaletsiz düzenin sonucudur. Fakirliğe kader demek, aslında adaletsizliğin üzerini örtmekten başka bir şey değildir. Ben inanıyorum ki bu ülkenin insanı adaleti de, üretimi de, refahı da hak ediyor. Ancak bunun için önce gerçeklerle yüzleşmek gerekiyor. Çünkü sorunları konuşmadan çözmek mümkün değildir. Adalet güçlü olursa toplum da güçlü olur. Aksi halde fakirlik büyür, umut küçülür. Ve bir ülke için en tehlikeli olan da işte budur.
Ekleme Tarihi: 23 Mart 2026 -Pazartesi
İsmail ER

Fakirliğe Kader Demek, Adaletsizliğin Üstünü Örtmektir Bugün

 

 

Son yıllarda Türkiye’de en çok konuşulması gereken meselelerin başında hukuk ve adalet geliyor. Çünkü bir toplumun temel direği adalettir. Adalet zayıfladığında yalnızca mahkemeler değil, toplumun vicdanı da yara alır.

Bugün sokaktaki insanın en büyük şikâyeti açık: Adalet herkese eşit işlemiyor. İnsanlar, mahkemelerin güçlüden ve zenginden yana çalıştığını düşünüyor. Bu düşünce bile başlı başına bir tehlikedir. Çünkü bir toplumda adalete olan güven sarsıldığında, o toplumun temelleri de sarsılmaya başlar.

Diğer taraftan suç oranlarının arttığı bir dönemden geçiyoruz. Hırsızlık, rüşvet, gasp ve tecavüz haberleri neredeyse her gün karşımıza çıkıyor. İnsanların güven duygusu zedeleniyor. Bir yandan da kendisini âlim gibi gösteren ancak toplumu ayrıştıran, yanlış yönlendiren kişilerin sayısı artıyor. Bu durum sosyal huzuru daha da kırılgan hale getiriyor.

Üstelik artık birçok mesele mahkemelerde değil, sosyal medyada çözülmeye çalışılıyor. İnsanlar hakkını adliyede aramak yerine dijital linç kültürüne sığınıyor. Bu tablo, devletin ve hukukun otoritesinin zayıfladığını gösteren bir başka işaret olarak karşımıza çıkıyor.

Ekonomik tarafta da durum iç açıcı değil. Üretimin düştüğü, dışa bağımlılığın arttığı bir süreçten geçiyoruz. Oysa bir ülke üretmeden güçlü olamaz. Üretmeyen bir toplum, er ya da geç başkalarına bağımlı hale gelir. Bu bağımlılık ise sadece ekonomik değil, siyasi ve sosyal alanlarda da etkisini gösterir.

Bugün şehirlerde dikkat çeken bir başka tablo daha var: Camiler ve özel hastaneler hızla çoğalırken, eğitimin kalbi olması gereken okulların sayısının ve niteliğinin aynı hızda artmadığını görüyoruz. Oysa güçlü bir toplumun temeli eğitimdir. Eğitimin geri planda kaldığı bir yerde kalkınmadan söz etmek mümkün değildir.

En acı olanı ise toplum giderek fakirleşirken, bu fakirliğin “kader” olduğuna inandırılmaya çalışılmasıdır. Oysa yoksulluk bir kader değil, çoğu zaman yanlış politikaların ve adaletsiz düzenin sonucudur. Fakirliğe kader demek, aslında adaletsizliğin üzerini örtmekten başka bir şey değildir.

Ben inanıyorum ki bu ülkenin insanı adaleti de, üretimi de, refahı da hak ediyor. Ancak bunun için önce gerçeklerle yüzleşmek gerekiyor. Çünkü sorunları konuşmadan çözmek mümkün değildir.

Adalet güçlü olursa toplum da güçlü olur. Aksi halde fakirlik büyür, umut küçülür. Ve bir ülke için en tehlikeli olan da işte budur.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ortachaber.com.tr sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.