Anasayfa
Yazarlar
Mete Büyükmurat
Yazı Detayı
Bu yazı 67 kez okundu.
UKAB Parti Programı: Tam Bağımsızlık ve Yeniden Kuruluş Vizyonu
UKAB’ın Parti Programı: Tam Bağımsızlık İddiası ve Büyük Sınav
Türkiye’de siyasi partilerin programları çoğu zaman birbirine benzeyen vaatlerden, süslü ifadelerden ve seçim dönemlerinde hatırlanan temennilerden oluşuyor. Ulusal Kurtuluş ve And Birliği Partisi’nin hazırladığı parti programı ise daha ilk sayfadan farklı bir iddia ortaya koyuyor: “Tüm alanlarda tam bağımsız Türkiye Cumhuriyeti.”
UKAB’ın 51 sayfalık programında devlet yönetiminden ekonomiye, eğitimden sağlığa, tarımdan enerjiye, adaletten dış politikaya kadar Türkiye’nin hemen her temel meselesine ilişkin kapsamlı bir yaklaşım bulunuyor. Programın merkezinde Atatürk ilke ve devrimleri, millî egemenlik, laiklik, halkçılık, devletçilik, adalet ve ekonomik bağımsızlık yer alıyor.
Programın en dikkat çekici tarafı, Türkiye’nin sorunlarını yalnızca iktidar değişikliğiyle çözülebilecek geçici meseleler olarak görmemesidir. UKAB, mevcut kamu düzeninin, ekonomik sistemin, eğitim anlayışının ve devlet yönetiminin köklü biçimde yeniden yapılandırılmasını savunuyor. Programın kendi terminolojisiyle ifade edilen “Atatürk Devlet Yönetim Algoritması”, partinin ideolojik omurgasını oluşturuyor. Bu anlayış; tam bağımsızlık, halkçılık, laiklik, devletçilik, inkılapçılık, milliyetçilik ve adalet ilkeleri üzerine kuruluyor.
Bugün Türkiye’nin en büyük sorunlarından biri, vatandaşın devlete ve adalete duyduğu güvenin aşınmasıdır. UKAB programı bu noktada liyakat, şeffaflık ve hesap verebilirlik vurgusu yapıyor. Kamu kadrolarında partizanlığa, akraba kayırmacılığına, mezhepçiliğe ve hemşehriciliğe son verilmesi; atama ve terfilerin liyakat esasına göre yapılması hedefleniyor. Ayrıca kamu kaynaklarının nasıl ve nereye harcandığının halka açıklanması isteniyor.
Bunlar yeni söylenen sözler değil. Türkiye’de hemen her siyasi parti liyakatten ve şeffaflıktan bahsediyor. Fakat asıl mesele, bu ilkelerin iktidara gelindiğinde uygulanıp uygulanmayacağıdır. Çünkü liyakat, muhalefetteyken savunulup iktidardayken unutulacak bir süs cümlesi değildir. UKAB’ın gerçek sınavı da söylem ile uygulama arasındaki bu mesafeyi kapatabilmesi olacaktır.
Üreten Türkiye hedefi
Programın ekonomi bölümünde serbest piyasanın tamamen kaldırılmadığı, ancak devletin kalkınmada yönlendirici ve denetleyici rolünün güçlendirildiği karma ekonomi modeli savunuluyor. Stratejik sektörlerin kamu öncülüğünde yeniden yapılandırılması, planlı kalkınmaya dönülmesi, vergi adaletinin sağlanması ve yolsuzlukla ağır biçimde mücadele edilmesi öngörülüyor.
“Her mahalleye bir üretim atölyesi, her semte bir fabrika” yaklaşımı, üretimin yalnızca belli şehirlerde ve büyük sermaye gruplarında toplanmasına karşı geliştirilmiş dikkat çekici bir öneridir. Sanayinin bütün şehirlere yayılmasıyla bölgeler arasındaki ekonomik uçurumun azaltılması ve büyükşehirlere göçün önlenmesi hedefleniyor.
Türkiye’nin bugün gerçekten de üretim seferberliğine ihtiyacı vardır. Bir ülke sürekli borçlanarak, ithal ederek, fabrikalarını kapatarak ve tarım alanlarını betonlaştırarak bağımsız olamaz. Siyasi bağımsızlığın temel şartı ekonomik bağımsızlıktır. Ekonomik bağımsızlığın yolu ise sloganlardan değil; fabrikadan, tarladan, bilimden, teknolojiden ve nitelikli insan gücünden geçer.
Tarım ve hayvancılık politikalarında çiftçiye ucuz kredi, mazot ve gübre desteği verilmesi, devlet alım garantisinin geliştirilmesi, ata tohumlarının korunması ve akıllı tarım uygulamalarına geçilmesi savunuluyor. Hayvanı olmayan köylünün devlet desteğiyle hayvan sahibi yapılması ve yem girdilerinde dışa bağımlılığın azaltılması da programdaki somut hedeflerden bazılarıdır.
Eğitim ve sağlıkta devletin ağırlığı
UKAB’ın eğitim politikası, sınav merkezli sistemin tamamen değiştirilmesini öngörüyor. Öğrencilerin tek bir sınavla değil, uzun yıllara yayılan başarıları ve yetenekleri üzerinden yönlendirilmesi; mesleki eğitimin staj ve üretimle birleştirilmesi hedefleniyor.
Özel okulların devletleştirilmesi ise programın en radikal vaatlerinden biridir. UKAB, eğitimdeki gelir eşitsizliğinin ancak bütün çocukların aynı nitelikli kamusal eğitimden yararlanmasıyla ortadan kaldırılabileceğini savunuyor. Sağlıkta da benzer şekilde özel sağlık kuruluşlarının devletleştirilmesi, koruyucu sağlık hizmetlerinin güçlendirilmesi ve Hıfzıssıhha benzeri araştırma, üretim ve stoklama kurumlarının yeniden açılması öngörülüyor.
Bu hedefler sosyal devlet anlayışı bakımından güçlüdür. Ancak kamulaştırmaların maliyeti, geçiş süreci, mülkiyet hakkı, hizmet kalitesi ve çalışanların durumu ayrıntılı biçimde açıklanmalıdır. Siyaset yalnızca “Ne yapacağız?” sorusuna değil, “Hangi kaynakla, hangi takvimle ve hangi hukuk düzeni içerisinde yapacağız?” sorularına da cevap vermek zorundadır.
Özgürlük ile devlet otoritesi arasındaki çizgi
Program bir taraftan düşünce ve ifade özgürlüğünü, yargı bağımsızlığını, temel hakları ve basın özgürlüğünü savunurken diğer taraftan bazı alanlarda oldukça sert devlet müdahaleleri öngörüyor. Türkçe dışındaki dil ve lehçelerin günlük yaşamda kullanılmasının yasaklanmasını savunan ifadeler, vatandaşlara yönelik bir “ahlak puanı” sistemi önerisi ve çocukların küçük yaştan itibaren ailelerinden ayrı eğitim şehirlerinde yetiştirilmesi düşüncesi ciddi biçimde tartışılmalıdır.
Devletin görevi toplumu eğitmek, fırsat eşitliği sağlamak ve hukuku uygulamaktır; vatandaşların özel hayatını puanlamak veya toplumsal yaşamı aşırı ölçüde kontrol etmek değildir. Güçlü devlet ile baskıcı devlet aynı şey değildir. Tam tersine güçlü devlet, hukukla sınırlandırılmış, vatandaşın özgürlüğünü koruyan ve keyfî uygulamaya izin vermeyen devlettir.
UKAB yönetiminin programdaki bu maddeleri temel haklar, aile bütünlüğü, ölçülülük ve demokratik hukuk devleti ilkeleri bakımından yeniden değerlendirmesi yararlı olacaktır. Çünkü Atatürkçülük, yalnızca güçlü devlet değil; aynı zamanda aklın, bilimin, yurttaşlık hukukunun ve özgür bireyin savunulmasıdır.
Dış politikada bağımsız ve onurlu duruş
UKAB dış politikada “Yurtta sulh, cihanda sulh” ilkesini merkeze alıyor. NATO ve Avrupa Birliği dâhil uluslararası kuruluşlarla ilişkilerin eşitlik ve bağımsızlık temelinde yeniden ele alınması, savunma sanayisinde yüzde 100 yerli üretim hedeflenmesi ve Türk Silahlı Kuvvetlerinin caydırıcı gücünün artırılması savunuluyor.
Türkiye elbette dünyadan kopamaz. Ancak dünya ile ilişki kurmak, başka ülkelerin ekonomik ya da siyasi talimatlarına teslim olmak anlamına da gelmez. Doğru politika; ne içe kapanmak ne de bağımlı hale gelmektir. Türkiye’nin ihtiyacı, kendi millî çıkarlarını önceleyen, barışçı fakat gerektiğinde kararlı davranabilen dengeli bir dış politikadır.
Sonuç olarak UKAB’ın parti programı sıradan bir seçim bildirgesinden daha geniş bir iddiaya sahiptir. Program, Cumhuriyet’in kuruluş değerlerinden hareket ederek devleti, ekonomiyi ve toplumu yeniden yapılandırmayı hedefliyor. Tam bağımsızlık, üretim, liyakat, adalet, laiklik, bilimsel eğitim ve millî kalkınma vurguları programın en güçlü taraflarıdır.
Ancak güçlü idealler kadar uygulanabilir projeler, açık finansman modelleri, demokratik denetim mekanizmaları ve temel haklara uygunluk da gereklidir. UKAB’ın önündeki görev yalnızca büyük sözler söylemek değildir. Bu sözleri ölçülebilir, hukuka uygun ve uygulanabilir politikalara dönüştürmektir.
Türkiye’nin yeni sloganlara değil; dürüst kadrolara, gerçekçi projelere ve milletin karşısında hesap vermekten korkmayan bir siyaset anlayışına ihtiyacı vardır.
UKAB, programındaki bağımsızlık ve yeniden kuruluş iddiasını sahaya taşıyabilirse Türk siyasetinde dikkat çekici bir seçenek olabilir. Taşıyamazsa bu metin de diğer parti programları gibi raflarda kalan iyi niyetli bir belgeye dönüşür.
Çünkü millet artık söze değil, sonuca bakmaktadır.
Ekleme
Tarihi: 30 Temmuz 2026 -Perşembe
UKAB Parti Programı: Tam Bağımsızlık ve Yeniden Kuruluş Vizyonu
UKAB’ın Parti Programı: Tam Bağımsızlık İddiası ve Büyük Sınav
Türkiye’de siyasi partilerin programları çoğu zaman birbirine benzeyen vaatlerden, süslü ifadelerden ve seçim dönemlerinde hatırlanan temennilerden oluşuyor. Ulusal Kurtuluş ve And Birliği Partisi’nin hazırladığı parti programı ise daha ilk sayfadan farklı bir iddia ortaya koyuyor: “Tüm alanlarda tam bağımsız Türkiye Cumhuriyeti.”
UKAB’ın 51 sayfalık programında devlet yönetiminden ekonomiye, eğitimden sağlığa, tarımdan enerjiye, adaletten dış politikaya kadar Türkiye’nin hemen her temel meselesine ilişkin kapsamlı bir yaklaşım bulunuyor. Programın merkezinde Atatürk ilke ve devrimleri, millî egemenlik, laiklik, halkçılık, devletçilik, adalet ve ekonomik bağımsızlık yer alıyor.
Programın en dikkat çekici tarafı, Türkiye’nin sorunlarını yalnızca iktidar değişikliğiyle çözülebilecek geçici meseleler olarak görmemesidir. UKAB, mevcut kamu düzeninin, ekonomik sistemin, eğitim anlayışının ve devlet yönetiminin köklü biçimde yeniden yapılandırılmasını savunuyor. Programın kendi terminolojisiyle ifade edilen “Atatürk Devlet Yönetim Algoritması”, partinin ideolojik omurgasını oluşturuyor. Bu anlayış; tam bağımsızlık, halkçılık, laiklik, devletçilik, inkılapçılık, milliyetçilik ve adalet ilkeleri üzerine kuruluyor.
Bugün Türkiye’nin en büyük sorunlarından biri, vatandaşın devlete ve adalete duyduğu güvenin aşınmasıdır. UKAB programı bu noktada liyakat, şeffaflık ve hesap verebilirlik vurgusu yapıyor. Kamu kadrolarında partizanlığa, akraba kayırmacılığına, mezhepçiliğe ve hemşehriciliğe son verilmesi; atama ve terfilerin liyakat esasına göre yapılması hedefleniyor. Ayrıca kamu kaynaklarının nasıl ve nereye harcandığının halka açıklanması isteniyor.
Bunlar yeni söylenen sözler değil. Türkiye’de hemen her siyasi parti liyakatten ve şeffaflıktan bahsediyor. Fakat asıl mesele, bu ilkelerin iktidara gelindiğinde uygulanıp uygulanmayacağıdır. Çünkü liyakat, muhalefetteyken savunulup iktidardayken unutulacak bir süs cümlesi değildir. UKAB’ın gerçek sınavı da söylem ile uygulama arasındaki bu mesafeyi kapatabilmesi olacaktır.
Üreten Türkiye hedefi
Programın ekonomi bölümünde serbest piyasanın tamamen kaldırılmadığı, ancak devletin kalkınmada yönlendirici ve denetleyici rolünün güçlendirildiği karma ekonomi modeli savunuluyor. Stratejik sektörlerin kamu öncülüğünde yeniden yapılandırılması, planlı kalkınmaya dönülmesi, vergi adaletinin sağlanması ve yolsuzlukla ağır biçimde mücadele edilmesi öngörülüyor.
“Her mahalleye bir üretim atölyesi, her semte bir fabrika” yaklaşımı, üretimin yalnızca belli şehirlerde ve büyük sermaye gruplarında toplanmasına karşı geliştirilmiş dikkat çekici bir öneridir. Sanayinin bütün şehirlere yayılmasıyla bölgeler arasındaki ekonomik uçurumun azaltılması ve büyükşehirlere göçün önlenmesi hedefleniyor.
Türkiye’nin bugün gerçekten de üretim seferberliğine ihtiyacı vardır. Bir ülke sürekli borçlanarak, ithal ederek, fabrikalarını kapatarak ve tarım alanlarını betonlaştırarak bağımsız olamaz. Siyasi bağımsızlığın temel şartı ekonomik bağımsızlıktır. Ekonomik bağımsızlığın yolu ise sloganlardan değil; fabrikadan, tarladan, bilimden, teknolojiden ve nitelikli insan gücünden geçer.
Tarım ve hayvancılık politikalarında çiftçiye ucuz kredi, mazot ve gübre desteği verilmesi, devlet alım garantisinin geliştirilmesi, ata tohumlarının korunması ve akıllı tarım uygulamalarına geçilmesi savunuluyor. Hayvanı olmayan köylünün devlet desteğiyle hayvan sahibi yapılması ve yem girdilerinde dışa bağımlılığın azaltılması da programdaki somut hedeflerden bazılarıdır.
Eğitim ve sağlıkta devletin ağırlığı
UKAB’ın eğitim politikası, sınav merkezli sistemin tamamen değiştirilmesini öngörüyor. Öğrencilerin tek bir sınavla değil, uzun yıllara yayılan başarıları ve yetenekleri üzerinden yönlendirilmesi; mesleki eğitimin staj ve üretimle birleştirilmesi hedefleniyor.
Özel okulların devletleştirilmesi ise programın en radikal vaatlerinden biridir. UKAB, eğitimdeki gelir eşitsizliğinin ancak bütün çocukların aynı nitelikli kamusal eğitimden yararlanmasıyla ortadan kaldırılabileceğini savunuyor. Sağlıkta da benzer şekilde özel sağlık kuruluşlarının devletleştirilmesi, koruyucu sağlık hizmetlerinin güçlendirilmesi ve Hıfzıssıhha benzeri araştırma, üretim ve stoklama kurumlarının yeniden açılması öngörülüyor.
Bu hedefler sosyal devlet anlayışı bakımından güçlüdür. Ancak kamulaştırmaların maliyeti, geçiş süreci, mülkiyet hakkı, hizmet kalitesi ve çalışanların durumu ayrıntılı biçimde açıklanmalıdır. Siyaset yalnızca “Ne yapacağız?” sorusuna değil, “Hangi kaynakla, hangi takvimle ve hangi hukuk düzeni içerisinde yapacağız?” sorularına da cevap vermek zorundadır.
Özgürlük ile devlet otoritesi arasındaki çizgi
Program bir taraftan düşünce ve ifade özgürlüğünü, yargı bağımsızlığını, temel hakları ve basın özgürlüğünü savunurken diğer taraftan bazı alanlarda oldukça sert devlet müdahaleleri öngörüyor. Türkçe dışındaki dil ve lehçelerin günlük yaşamda kullanılmasının yasaklanmasını savunan ifadeler, vatandaşlara yönelik bir “ahlak puanı” sistemi önerisi ve çocukların küçük yaştan itibaren ailelerinden ayrı eğitim şehirlerinde yetiştirilmesi düşüncesi ciddi biçimde tartışılmalıdır.
Devletin görevi toplumu eğitmek, fırsat eşitliği sağlamak ve hukuku uygulamaktır; vatandaşların özel hayatını puanlamak veya toplumsal yaşamı aşırı ölçüde kontrol etmek değildir. Güçlü devlet ile baskıcı devlet aynı şey değildir. Tam tersine güçlü devlet, hukukla sınırlandırılmış, vatandaşın özgürlüğünü koruyan ve keyfî uygulamaya izin vermeyen devlettir.
UKAB yönetiminin programdaki bu maddeleri temel haklar, aile bütünlüğü, ölçülülük ve demokratik hukuk devleti ilkeleri bakımından yeniden değerlendirmesi yararlı olacaktır. Çünkü Atatürkçülük, yalnızca güçlü devlet değil; aynı zamanda aklın, bilimin, yurttaşlık hukukunun ve özgür bireyin savunulmasıdır.
Dış politikada bağımsız ve onurlu duruş
UKAB dış politikada “Yurtta sulh, cihanda sulh” ilkesini merkeze alıyor. NATO ve Avrupa Birliği dâhil uluslararası kuruluşlarla ilişkilerin eşitlik ve bağımsızlık temelinde yeniden ele alınması, savunma sanayisinde yüzde 100 yerli üretim hedeflenmesi ve Türk Silahlı Kuvvetlerinin caydırıcı gücünün artırılması savunuluyor.
Türkiye elbette dünyadan kopamaz. Ancak dünya ile ilişki kurmak, başka ülkelerin ekonomik ya da siyasi talimatlarına teslim olmak anlamına da gelmez. Doğru politika; ne içe kapanmak ne de bağımlı hale gelmektir. Türkiye’nin ihtiyacı, kendi millî çıkarlarını önceleyen, barışçı fakat gerektiğinde kararlı davranabilen dengeli bir dış politikadır.
Sonuç olarak UKAB’ın parti programı sıradan bir seçim bildirgesinden daha geniş bir iddiaya sahiptir. Program, Cumhuriyet’in kuruluş değerlerinden hareket ederek devleti, ekonomiyi ve toplumu yeniden yapılandırmayı hedefliyor. Tam bağımsızlık, üretim, liyakat, adalet, laiklik, bilimsel eğitim ve millî kalkınma vurguları programın en güçlü taraflarıdır.
Ancak güçlü idealler kadar uygulanabilir projeler, açık finansman modelleri, demokratik denetim mekanizmaları ve temel haklara uygunluk da gereklidir. UKAB’ın önündeki görev yalnızca büyük sözler söylemek değildir. Bu sözleri ölçülebilir, hukuka uygun ve uygulanabilir politikalara dönüştürmektir.
Türkiye’nin yeni sloganlara değil; dürüst kadrolara, gerçekçi projelere ve milletin karşısında hesap vermekten korkmayan bir siyaset anlayışına ihtiyacı vardır.
UKAB, programındaki bağımsızlık ve yeniden kuruluş iddiasını sahaya taşıyabilirse Türk siyasetinde dikkat çekici bir seçenek olabilir. Taşıyamazsa bu metin de diğer parti programları gibi raflarda kalan iyi niyetli bir belgeye dönüşür.
Çünkü millet artık söze değil, sonuca bakmaktadır.
Yazıya ifade bırak !
Bu yazıya hiç ifade kullanılmamış ilk ifadeyi siz kullanın.
Okuyucu Yorumları
(0)
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.
