Tarihin her döneminde büyük devletlerin ve milletlerin varlığını ve bağımsızlığını simgeleyen bayrak ve millî marş gibi son derece önemli unsurlar vardır. Bu unsurlar devleti ve milleti temsil etmekle beraber, devletin ve milletin varoluşunu, devamlılığını ve birlik beraberliğini diri tutar. Özellikle 18. yüzyıl sonlarında meydana gelen Fransız İhtilali sonrasında ortaya çıkan milliyetçilik akımıyla birlikte devletler, varlıklarını bayrak ve millî marşlarla daha güçlü şekilde ifade etmeye başlamıştır. Ancak Türk devletleri tarih boyunca özellikle savaşlarda kullanılmak üzere davul gibi çalgı aletleri eşliğinde söylenen çeşitli marşlara ve askeri ezgilere sahip olmuşlardır.
Millî marş geleneği Osmanlı döneminde de varlığını sürdürmüş, hatta birçok Osmanlı padişahı kendi döneminde kendine özgü marşlar okutmuştur. Ancak sabit bir millî marşı olmayan Osmanlı Devleti zaman zaman uluslararası platformlarda farklı müziklerle temsil edilmiştir.
- Dünya Savaşı sonrasında başlayan Türk İstiklal Savaşı’nın ilk yıllarında cephedeki askerin millî birlik ve bilincini diri tutmak, maneviyatını güçlendirmek amacıyla Mehmet Akif’in “Ordunun Duası” adlı eseri birliklerde okunmaya başlanmıştı.
Yılmam ölümden, yaradan, askerim
Orduma “Gazi” dedi Peygamber’im
Bir dileğim var, yapmam gerekir
Yurduma tek düşman ayak basmasın…
Türk İstiklal Savaşı devam ederken Mustafa Kemal Paşa, kurulacak yeni Türk devleti için bir millî marşın yazılmasının gerekliliğini sık sık dile getirmiştir. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde yapılan görüşmeler neticesinde alınan kararla, Genelkurmay Başkanlığı’nın da desteğiyle 25 Ekim 1920 tarihinde Hakimiyet-i Milliye gazetesinde “Şairlerimizin Nazar-ı Dikkatine” başlığıyla bir yarışma ilanı yayımlanmıştır.
İlanda şu ifadeler yer almaktadır:
“Milletimizin dâhili ve harici istiklâli uğrunda girişmiş olduğu mücadeleyi ifade ve terennüm için bir İstiklâl Marşı, Umur-u Maarif Vekâleti Celilesi’nce müsabakaya vaz edilmiştir. İşbu müsabaka 23 Kanun-ı evvel sene 1336 tarihine kadar olup, bir heyet-i edebiye tarafından gönderilen eserlerden intihap olunacak ve kabul edilen eserin güftesi için beş yüz lira mükâfat verilecektir. Beste için ayrıca bir müsabaka açılacaktır.”
Yarışmaya yurt genelindeki şairler tarafından 724 şiir gönderilmiştir. Yarışmaya katılan isimler arasında Ahmet Hikmet Müftüoğlu, İsmail Hakkı Baltacıoğlu, Hüseyin Suat Yalçın ve Celal Sahir Erozan gibi dönemin tanınmış kalemleri de bulunmaktaydı.
Ancak Mehmet Akif Ersoy yarışmaya katılmamıştı.
Mustafa Kemal Paşa gönderilen şiirleri incelerken Mehmet Akif’in neden yarışmaya katılmadığını merak ediyordu. Çünkü Çanakkale ruhunu anlatan eserleriyle milletin duygularına tercüman olan Akif’in böyle bir mücadele karşısında sessiz kalmayacağını düşünüyordu.
Kısa süre sonra Mehmet Akif’in yarışmaya katılmamasının sebebinin verilen para ödülü olduğu öğrenildi. Çünkü Akif’e göre yokluk ve sefalet içindeki Türk milleti için yazılacak bir millî marş karşılığında para almak doğru değildi.
Mehmet Akif’in yakın arkadaşı Karesi Mebusu Hasan Basri Bey, Akif’i kazansa bile ödülü almayacağı ve bir hayır kurumuna bağışlayacağı şartıyla yarışmaya katılmaya ikna etti.
Akif, Ankara’daki ikameti olan Tacettin Dergâhı’na çekildi. Burası onun birçok şiirini kaleme aldığı, fikir ve düşünce dünyasını şekillendiren önemli bir mekândı. Mehmet Akif, milletin ve cephede savaşan askerlerin ruhunu yansıtan dizeleri kısa sürede kaleme alarak yarışmaya gönderdi.
Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde yapılan değerlendirmeler sonucunda Mehmet Akif’in şiiri kabul edildi. Akif ise hiçbir bedel almadan bu şiiri Türk milletine armağan etti.
Oysa o yıllarda Mehmet Akif de büyük bir yokluk içindeydi. Üzerindeki elbiseleri eski, imkânları son derece sınırlıydı. Beş yüz liralık ödüle belki de herkesten fazla ihtiyacı vardı. Buna rağmen bu ödülü kabul etmedi.
12 Mart 1921 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından Mehmet Akif’in yazdığı bu şiir Türk milletinin İstiklal Marşı olarak kabul edildi.
Aradan geçen uzun yıllar boyunca İstiklal Marşı, yalnızca bir şiir değil; Türk milletinin bağımsızlık iradesinin, fedakârlığının ve ortak hafızasının güçlü bir sembolü olmuştur.
Özellikle yakın zamanda farklı tartışmalar gündeme gelse de, İstiklal Marşı bu milletin ortak değeri olarak varlığını sürdürmektedir. Çünkü bu marş yalnızca kelimelerden ibaret değildir; bir milletin var olma mücadelesinin, inancının ve kararlılığının ifadesidir.
zaman zaman Türkiye Cumhuriyeti’nin ULUSAL İSTİKLAL MARŞI milli benlik ve kimlik bilincinden yoksun zümreler ve kişiler tarafından tartışmaya açılmıştır Günlerce aylarca yıllarca açık oturumlarda art niyetli kişiler tarafından değiştirilmesi için mücadele edilmiş, hatta yeni bir marş yazılması gerektiğini dile getirecek kadar ileri gidilerek durumun vahametinden bihaber zavallılar Türk Milletinin aklını bulandırıp durmuştur. Kimi mısralarını kimi bestesini kimi güftesini değiştirmek için çabalamıştır. Halen okunması gereken yerde okutmamak için çaba gösteren gafiller, okunduğunda ayağa kalkmayacak kadar zavallıların bulunduğu zamanlardan geçerken aslında İstiklal Marşına dokunmanın mümkün olmadığını ve havanda su dövdüklerini onlarda gayet net biliyorken asıl amaç Türkiye Cumhuriyeti’nin uniter yapısına zarar verip halkı ayrıştırmak olmuştur.
Bu nedenle İstiklal Marşı, Türk milletinin ortak vicdanında her zaman aynı saygı ve değerle yaşamaya devam edecektir.
Allah bu millete bir daha İstiklal Marşı yazdırmayı nasip etmesin.
