Değerli okurlarım,
Öncelikle bin aydan daha hayırlı, bereketi bol Ramazan ayını ve mübarek Kadir Gecemizi geride bıraktık. Şimdi ise çocukların yüzünü güldürmenin, ailelerin bir araya gelmesinin zamanı… Bayram, paylaşmaktır. Bayram, birliktir. Bayram, çocukların kalbine dokunmaktır.
Bu vesileyle, yeryüzündeki tüm güzel insanların bayramını en içten dileklerimle kutluyorum.
Evet…
Şimdi sizlere “gökteki mavi” ve “yerdeki aslan” üzerinden bir anlatım yapmak istiyorum.
Yerdeki aslan…
Birçok alanda iz bırakan, görünmeyen ama hissedilen bir güç.
Özellikle Kıbrıs-Lefkoşa hattında yaptığı askeri hamleyle, kimsenin öngöremediği bir adım attı. Öyle ki, bunu İsrail dahi tahmin edemedi. Ve bir anda dünya siyasetinin dengesi değişti.
İşte aslan, ilk kez orada kendini gösterdi.
Ardından…
Tam ülkede kaos oluşacakken yeniden sahneye çıktı.
Sanki görünmeyen bir el gibi…
Sanki ilahi bir dengeyi kurar gibi…
Gökteki maviye seslendi.
Ve bir anda, Amerika’daki dosyalar açıldı.
O dosyaların bir ucu Türkiye’ye kadar uzandı.
Peki bu bir tesadüf müydü?
Yoksa büyük bir senaryonun içinde miydik?
Dünya bir “sekizgen” gibi dönüyor…
Bir ucu Amerika, bir ucu İngiltere, bir ucu Çin…
Diğer uçlarda Rusya, İran, Suriye, Azerbaycan…
Hepsi güç mücadelesinde.
Ama bu büyük oyunun ortasında…
Türkiye yalnız bırakılmak isteniyor.
Ve işte tam burada…
Yerdeki aslan yeniden ortaya çıkıyor.
Senaryoyu değiştiriyor.
Akış yönünü tersine çeviriyor.
Dengeleri yeniden kuruyor.
Ama…
Bu aslanın bir öfkesi var.
Kendi milletine…
Her inancı, her kültürü barındıran bir milletin, kendi kimliğinden uzaklaşmasına kızgın.
Kendi değerlerini unutan bir topluma kırgın.
“Bu millet nasıl bu hale geldi?” diye dolaşıyor aramızda.
Evet, yanlış duymadınız…
Aramızda.
Bugün insanlar bir kurtarıcı bekliyor.
Kimi gökten, kimi yerden…
Ama belki de o “aslan” zaten içimizde.
İstiklal Marşı’nda söylendiği gibi:
“Korkma!” diye başlayan bir ruh…
“Kükremiş sel gibiyim” diyen bir irade…
Ve “medeniyet dediğin tek dişi kalmış canavar” diyen bir bilinç…
Peki biz ne yapıyoruz?
Korkan bir gençlik…
Kimliğini kaybetmiş toplumlar…
Kabullenmiş bir millet…
Ve büyük oyunu okuyamayan bir kalabalık…
Oysa plan açık.
Bu toprakları paylaşmak isteyen güçler var.
Geçmişte olduğu gibi…
Ama unuttukları bir şey var:
Bu millet, bir avuç toprağını bile vermez.
Yerdeki aslan bunu biliyor.
Ve bekliyor…
Uyanışı bekliyor.
Çünkü bu hikâye henüz bitmedi.
Bu, bin yıllık bir yürüyüşün devamı…
Ve o yürüyüş, yerdeki aslan ile sürecek.
Sevgili okurlarım,
Bu yazı bir başlangıç…
“Yerdeki Aslan”ın hikâyesi, haftaya cuma 3. bölümle devam edecek.
Sevgi ve selamlarımla…
Güzel insanlara hayırlı bayramlar.
