Melih Meriç
Köşe Yazarı
Melih Meriç
 

Emek: Görünmeyenin Bedeli, Görmezden Gelinenin İsyanı!

Bugün 1 Mayıs. Takvimde bir gün, meydanlarda bir kalabalık, kürsülerde bolca söz… Ama mesele ne sloganın ritmi ne de kürsünün yüksekliği. Mesele, görünmeyen emeğin görünür kılınması. Çünkü bu ülkede emek artık sadece çalışmak değil; katlanmak, sabretmek ve çoğu zaman sessiz kalmaya zorlanmak demek. Sanayi Devrimi’nden bu yana emek-sermaye ilişkisi değişti, evrildi, inceldi. Fakat Türkiye’de mesele hâlâ en temel hâliyle karşımızda duruyor:     Üreten kazanamıyor, kazanan üretmiyor. Bu çarpıklık yalnızca ekonomik bir arıza değil; aynı zamanda ahlaki bir kırılmadır. Zira emeğin değersizleştiği bir yerde insanın da değeri düşer. Bugün bir işçi ay sonunu değil; ayın ortasını hesaplıyor. Bir öğretmen maaşını değil; ek iş ihtimalini düşünüyor. Bir genç hayal kurmayı değil; hayatta kalmayı planlıyor. Bu tabloyu “küresel kriz” diyerek açıklamak kolay. Ama gerçek şu: Kriz küresel olabilir, yoksulluk yereldir. Ve yereldeki tercihlerin sonucudur. 1 Mayıs’ı sadece bir anma günü olarak görmek meseleyi hafife almaktır. Çünkü emek meselesi bir günün değil, her günün konusudur. Bugün meydanlara çıkanların talebi romantik değil, son derece rasyoneldir: İnsanca yaşamak. Bu talep ne ideolojik bir lüks ne de politik bir abartıdır; aksine en temel insan hakkıdır. Ne var ki emek talebi bu ülkede çoğu zaman “sabır” ile karşılanır. Sabır… Sanki bir ekonomik modelmiş gibi sunulan bu kavram aslında bir erteleme aracıdır. Oysa sabır, adaletin alternatifi değildir. Adalet geciktikçe sabır değil, öfke birikir. Bugün emekçinin karşısında sadece düşük ücret yok; güvencesizlik, sendikasızlaştırma ve değersizleştirme de var. Çalışmak yetmiyor; hak aramak da suç sayılıyor. Oysa emeğin olduğu yerde hak da vardır. Ve hak, talep edilmeden verilmez. 1 Mayıs’ın bize hatırlattığı en önemli şey şudur: Emeğin onuru, bir toplumun vicdanıdır. Eğer o vicdan körelmişse ne büyüme rakamları ne de kalkınma masalları gerçeği örtebilir. Çünkü açlık istatistik değil, deneyimdir. Yoksulluk grafik değil, hayatın kendisidir. Belki de artık şu soruyu sormanın zamanı: Bu düzen kimin için çalışıyor? Çünkü cevap değişmediği sürece 1 Mayıs sadece bir gün olarak kalacak. Oysa mesele bir gün değil; bir düzen meselesi. Ve o düzen değişmeden emek hep eksik kalacak.
Ekleme Tarihi: 01 Mayıs 2026 -Cuma
Melih Meriç

Emek: Görünmeyenin Bedeli, Görmezden Gelinenin İsyanı!

Bugün 1 Mayıs. Takvimde bir gün, meydanlarda bir kalabalık, kürsülerde bolca söz…

Ama mesele ne sloganın ritmi ne de kürsünün yüksekliği. Mesele, görünmeyen emeğin görünür kılınması. Çünkü bu ülkede emek artık sadece çalışmak değil; katlanmak, sabretmek ve çoğu zaman sessiz kalmaya zorlanmak demek.

Sanayi Devrimi’nden bu yana emek-sermaye ilişkisi değişti, evrildi, inceldi. Fakat Türkiye’de mesele hâlâ en temel hâliyle karşımızda duruyor:    

Üreten kazanamıyor, kazanan üretmiyor. Bu çarpıklık yalnızca ekonomik bir arıza değil; aynı zamanda ahlaki bir kırılmadır. Zira emeğin değersizleştiği bir yerde insanın da değeri düşer.

Bugün bir işçi ay sonunu değil; ayın ortasını hesaplıyor. Bir öğretmen maaşını değil; ek iş ihtimalini düşünüyor. Bir genç hayal kurmayı değil; hayatta kalmayı planlıyor. Bu tabloyu “küresel kriz” diyerek açıklamak kolay. Ama gerçek şu: Kriz küresel olabilir, yoksulluk yereldir. Ve yereldeki tercihlerin sonucudur.

1 Mayıs’ı sadece bir anma günü olarak görmek meseleyi hafife almaktır. Çünkü emek meselesi bir günün değil, her günün konusudur. Bugün meydanlara çıkanların talebi romantik değil, son derece rasyoneldir: İnsanca yaşamak. Bu talep ne ideolojik bir lüks ne de politik bir abartıdır; aksine en temel insan hakkıdır.

Ne var ki emek talebi bu ülkede çoğu zaman “sabır” ile karşılanır. Sabır… Sanki bir ekonomik modelmiş gibi sunulan bu kavram aslında bir erteleme aracıdır. Oysa sabır, adaletin alternatifi değildir. Adalet geciktikçe sabır değil, öfke birikir.

Bugün emekçinin karşısında sadece düşük ücret yok; güvencesizlik, sendikasızlaştırma ve değersizleştirme de var. Çalışmak yetmiyor; hak aramak da suç sayılıyor. Oysa emeğin olduğu yerde hak da vardır. Ve hak, talep edilmeden verilmez.

1 Mayıs’ın bize hatırlattığı en önemli şey şudur: Emeğin onuru, bir toplumun vicdanıdır. Eğer o vicdan körelmişse ne büyüme rakamları ne de kalkınma masalları gerçeği örtebilir. Çünkü açlık istatistik değil, deneyimdir. Yoksulluk grafik değil, hayatın kendisidir.

Belki de artık şu soruyu sormanın zamanı: Bu düzen kimin için çalışıyor?

Çünkü cevap değişmediği sürece 1 Mayıs sadece bir gün olarak kalacak. Oysa mesele bir gün değil; bir düzen meselesi. Ve o düzen değişmeden emek hep eksik kalacak.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ortachaber.com.tr sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.