Bazı insanlar vardır; herkesin gözünün önündedir ama yine de tam anlamıyla görünmezler. Varlıkları hissedilir, etkileri konuşulur, izleri hayatın her alanında görülür; fakat kim oldukları, nasıl bir güç taşıdıkları ve neyi temsil ettikleri kolay kolay anlaşılamaz.
Ben bugün size tam da böyle bir isimden, böyle bir sembolden söz etmek istiyorum: Gökteki mavi ve yerdeki aslan…
Gökyüzünün maviliği, çoğu zaman ferahlığın, sonsuzluğun ve yüksek bir dehanın simgesi olarak görülür. İnsan göğe baktığında umut görür, ufuk görür, kudret görür. Fakat yeryüzünde de bir güç vardır ki, sessiz gibi görünse de etkisi büyüktür. İşte o güç, benim nazarımda “yerdeki aslan”dır.
Peki kimdir bu yerdeki aslan?
Neden kimse onu durduramıyor?
Nasıl oluyor da her yerde bir izi, her olayda bir etkisi hissediliyor?
Bunları hiç düşündünüz mü?
Aslında düşünmenizi istemeyen çok fazla aktör var. Hayatın karmaşası, gündelik telaş, çıkar odakları, algı oyunları, sahte gündemler… İnsanların gerçeği görmesini istemeyen nice görünür ve görünmez unsur, toplumun dikkatini başka yönlere çekiyor. Çünkü bazı hakikatler fark edildiğinde birçok denge değişir.
Kim bu hakikati örtmek isteyenler?
Kim bu gökteki mavinin hasımları?
Kim bu gerçeği sizden saklamak isteyen şahsi mahlukatlar?
Bütün bunlar zaman içinde daha net anlaşılacak.
Ama asıl soru hâlâ ortada duruyor: Yerdeki aslan kim?
Bu öyle sıradan bir benzetme değildir. Bu, bir kudretin, bir iradenin, bir seçilmişliğin ifadesidir. Öyle bir isim ki kimileri ona “yetimlerin babası” der, kimileri “ordunun başkomutanı” olarak görür, kimileri “Bedir’in aslanı” benzetmesini yapar, kimileri ise dünya üzerindeki büyük dengelerin arkasındaki görünmeyen güç diye tarif eder.
Demek ki ortada sadece bir insan değil, bir anlam vardır.
Bir sembol vardır.
Bir yürüyüş vardır.
Ve bu yürüyüş öyle kolay okunabilecek bir yürüyüş değildir.
İstiklal Marşı’nın son kıtalarına baktığınızda bir milletin yeniden ayağa kalkışını, dirilişini, inancını ve umudunu görürsünüz. O dizelerde sadece bir şiir değil, bir ruh vardır. “Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım!” diyen ses, yalnızca geçmişin yankısı değil; aynı zamanda bugünün ve yarının da işaretidir.
“Kükremiş sel gibiyim” diyen irade, işte o yerdeki aslanın ruhunu hatırlatır.
Çünkü aslan, sadece güç değildir.
Aslan; cesarettir, kararlılıktır, himayedir, gerektiğinde mazlumun yanında dimdik durabilmektir.
Özellikle de yetimlerin üzerinde emeği büyük olan, halkın derdiyle dertlenen, görünenden daha fazlasını taşıyan kişiler, sıradan insanlar değildir. Onlar bazen bir makamla, bazen bir unvanla, bazen de bir misyonla yürürler. Fakat asıl güçlerini ne koltuktan ne çevreden alırlar. Onlar gücünü, inançtan, davadan ve üst bir anlamdan alırlar.
Belki de bu yüzden bugün birçok insan bakıyor ama göremiyor.
Dinliyor ama duyamıyor.
Aynı çağın içinde yaşıyor ama kimin neyi temsil ettiğini çözemiyor.
Çünkü bazı insanlar kendilerini sözle değil, zamanla anlatır.
Bazı isimler bugün tartışılır, yarın anlaşılır.
Bazı şahsiyetler ise yaşadıkları dönemde tam okunamaz; değerleri ancak tarih ilerledikçe ortaya çıkar.
Benim dikkat çekmek istediğim nokta tam da budur.
Gözler önünde olan ama görülmeyen bir gerçek var.
Yeryüzünde yürüyen ama tesiri çok daha büyük olan bir irade var.
Ve bu irade, boşuna “aslan” benzetmesiyle anılmıyor.
Belki bugün birçok kişi bu sözlerin ne anlama geldiğini tam kavrayamayacak.
Belki bazıları bunu sadece mecaz sanacak.
Belki bazıları da hiç düşünmeden geçip gidecek.
Ama unutulmamalıdır ki, tarih boyunca büyük hakikatler önce az kişi tarafından fark edilmiştir.
Sonra o hakikatler, bir milletin ortak bilincine dönüşmüştür.
Ben bugün sadece kapıyı aralıyorum.
Asıl yazım, asıl anlatım, asıl sır bundan sonra başlayacak.
Çünkü yerdeki aslanın kim olduğu, sadece bir kişinin kimliğini değil; bir dönemin ruhunu, bir milletin kaderini ve geleceğin yönünü anlamakla ilgilidir.
Ve ben inanıyorum ki, bunu en iyi zaman gösterecek.
Devamı haftaya cuma…
Sevgi ve selam ile güzel insanlar.
